Müşteri, Hizmet Verilecek Biri mi? “Yolunacak” Bir Algoritma mı? Abonelik Ekonomisinin Etik Çıkmazı

Yazımızın ilk bölümünde abonelik yorgunluğunun kavramsal kökenini ve dijital ekosistemin nasıl devasa bir “içerik adasına” dönüştüğünü incelemiştik. Ancak meselenin sadece platform sayısıyla ilgili olmadığını biliyoruz. Kullanıcıların asıl tepki gösterdiği nokta; ticaretin doğasındaki “hizmet-bedel” dengesinin bozulması ve müşterinin bir paydaştan ziyade, sistematik olarak sağılacak bir algoritma olarak görülmesidir.
“Uyuşturucu” Stratejisi: Alıştır, Bağla ve Fiyatı Katla
Ticaretin ve kapitalizmin doğasında bir hizmete bedel ödemek her zaman vardı. Ancak yeni nesil abonelik modellerinde şirketler, bir nevi “uyuşturucuya alıştırma” taktiği uyguluyor. Uygulama veya hizmet, başlangıçta çok düşük ve cazip fiyatlarla sunularak kullanıcının günlük rutinlerine, iş akışına veya eğlence alışkanlıklarına sızıyor. Kullanıcı artık o hizmet olmadan yapamayacağını hissettiği an (bağımlılık oluştuğunda), fiyatlar kademeli ve orantısız şekilde artırılmaya başlanıyor. “Pahalıysa almazsın” mantığı burada işlemiyor; çünkü sistem sizi o hizmete mecbur bırakan bir eko-sistemin içine hapsediyor.
Dijital Mülkiyetin Sonu: Satın mı Aldık, Kiraladık mı?
Kullanıcıları en çok öfkelendiren durumlardan biri de “mülkiyet” kavramının yok edilmesidir. Eskiden bir oyunu veya yazılımı satın aldığınızda o artık sizindi. Bugün ise dev oyun kütüphaneleri (Steam vb.) veya uygulama mağazaları, satın aldığınızı sandığınız bir ürünü tek bir kararla kütüphanenizden silebiliyor.
Daha da vahimi; ömür boyu lisans ücreti ödeyerek satın aldığınız bir uygulamanın, firmanın karar değiştirmesiyle abonelik sistemine geçmesi ve eski satın alımlarınızı yok saymasıdır. Şirketlerin, “Nasıl olur da kullanıcının parasını daha fazla çekebiliriz?” odaklı bu yaklaşımı, Apple veya Google mağazalarından uygulamaların kaldırılarak eski kullanıcıların haklarının gasp edilmesine kadar uzanıyor.
Hizmet Odaklılıktan “Müşteri Sağmaya”: Araçlarda Donanım Aboneliği
Şirketlerin müşteriyi bir “enayi” gibi görmesinin en uç örneği, fiziksel donanımların bile aboneliğe bağlanmasıdır. Bir araba mödelinde araçta halihazırda bulunan koltuk ısıtma özelliği için aylık abonelik ücreti talep etmesi gibi uygulamalar, kullanıcıların sabrını taşıran son damladır.

Örnek olarak BMW Prime, Tesla Premium gibi aylık abonelik sistemleri önerilebilir.
Zaten parasını ödediğiniz bir aracın içindeki donanımı kullanmak için haraç keser gibi ücret talep edilmesi, müşterinin bir değer değil, sadece “sağılacak bir inek” olarak görüldüğünün kanıtıdır. Disney+ gibi platformların sadece kısıtlı bir içerik yelpazesine (örneğin sadece Marvel) sahip olmasına rağmen yüksek ücretler istemesi de bu “alaycı” yaklaşımın bir parçasıdır.
Tehlikeli Dönüş: Korsanın Yeniden Yükselişi
Bu noktada asıl vahim olan durum, abonelik sistemini uygulayan firmaların kendi bindikleri dalı kesiyor olmalarıdır. Bir dönem dijital platformların erişilebilirliği sayesinde minimize olan korsan içerik, bugün şirketlerin hatalı stratejileri nedeniyle yeniden şahlanma dönemine giriyor. Bunun üç temel sebebi var:
Fiyat Politikaları: Platformlar ilk çıktıkları gibi makul fiyatlar sunmuyor; aksine sürekli zamlarla kullanıcıyı zorluyor.
Hizmet Kalitesindeki Düşüş: 4K gibi standart olması gereken görüntü kaliteleri için ekstra paketler ve daha yüksek bedeller talep ediliyor.
Korsanın Teknolojik Üstünlüğü: İronik bir şekilde, korsan siteler bugün yasal platformlardan daha iyi bir kullanıcı deneyimi sunabiliyor. Tüm platformların içeriğini tek bir arayüzde, bazen 4K görüntü kalitesiyle ve kesintisiz sunan korsan servisler, yasal ama parçalanmış sistemlerin en büyük rakibi haline geldi.
İnsanlar neden daha kötü bir görüntü kalitesi için her ay servet ödesinler? Bu soruya yasal platformlar tatmin edici bir yanıt veremediği sürece, korsanın küllerinden doğması kaçınılmaz görünüyor.
Sonuç: Bu Gidişatın Sonu Ne Olacak?
Peki, bu sürdürülebilir mi? Kullanıcılar bu yüksek miktardaki abonelik bedellerini ödemeye devam edecek mi? Cevabım net: Hayır.
Tüketici, Jean-Baptiste Colbert’in örneğindeki kaz misali, tüyleri yolunurken canı yandığında bağırmakla kalmayacak, başka bir çiftliğe kaçacaktır. Müşteriler ancak kendilerine değer verildiğinde ve hak edilen bir hizmet sunulduğunda ödeme yapmayı tercih ederler.
Gelecekte platformların ya yeniden “paketlenerek” (bundle) tek çatı altında toplanacağını ya da radikal bir fiyat/kalite revizyonuna gitmek zorunda kalacaklarını öngörüyorum. Aksi takdirde, dijital yayıncılık sektörü kendi yarattığı “abonelik yorgunluğu” altında ezilerek, alanı yeniden korsan ekosistemine bırakacaktır. Bunu yapan şirketler uzun soluklu olacak, yapamayanlar ise elenecektir.
Kaynakça ve İleri Okuma
Colbert, J. B. (1665). Maximes sur les finances.
Lanier, J. (2013). Who owns the future?. Simon & Schuster.
Shaughnessy, H. (2020). The subscription economy and its impact on consumer psychology. Forbes.
Vincent, J. (2022). The car features you have to pay a subscription for. The Verge.




















