Çocuklukta Kötü Muamele Gören Kadınların Yetişkin İlişkilerindeki Sorunlar

Giriş: Sevgi, Destek, Saygı ve Cesaretlendirmenin Yaşam Boyu Gerekliliği

Çocukların yetişkinliğe gelene kadar — hatta yetişkinlik sürecinde de — sevgiye, desteklenmeye, saygıya ve cesaretlendirilmeye ihtiyaç duydukları önermesi bilimsel olarak güçlü destek taşımaktadır. Gelişim psikolojisi, sinir-bilim ve yaşam boyu gelişim çalışmalarındaki bulgular, bu dört unsurun hem erken yaşlarda hem de ilerleyen dönemlerde ruh sağlığı, sosyal işlevsellik ve yaşam doyumu açısından belirleyici olduğunu göstermektedir.

Örneğin, erken çocuklukta duyarlı bakım ve güvenli bağlanma ilişkisi kuran bireylerin öz-düzenleme, sosyal yeterlik ve duygusal dayanıklılık düzeylerinde anlamlı olarak daha iyi sonuçlar elde ettikleri görülmüştür (Cassidy, 2013). Ebeveynlik stillerine dair araştırmalar “otoriter-yedekleyici” yaklaşımın — sıcaklık, saygı, iletişim ve akıl yürütme yoluyla sınır koyma — çocuk ve ergenlerin psikososyal uyumu, öz-saygısı ve davranışsal yeterlikleriyle tutarlı biçimde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur (Baumrind, 1991; Kuppens & Ceulemans, 2019). Bu çerçevede “ilişkililik (aidiyet/sevgi)”, “yeterlik (cesaretlendirme/başarabileceğine inanç)” ve “özerklik (saygı)” gibi temel psikolojik ihtiyaçların yaşam boyu olduğu belirtilmiştir (Ryan & Deci, 2000). Ayrıca, çocukluk çağında yaşanan olumsuz deneyimler (ACE’ler) yalnızca erken dönem için değil, yetişkinlikte ruh sağlığı ve sosyal işlevsellik açısından da önemli bir risk faktörüdür (CDC, 2025). Buna karşılık, ebeveyn sıcaklığı ve şefkatli bağlanma yetişkinlik döneminde de depresyon riskini azalttığı ve benlik saygısını artırdığı yönünde bulgular sunmaktadır (Fang et al., 2024).

Sonuç olarak, çocukluktan yetişkinliğe kesintisiz bir şekilde sevgi, saygı, destek ve cesaretlendirmenin sağlanması; beyin gelişimi, psikososyal yeterlik, ruh sağlığı ve yaşam doyumu açısından kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda, erken dönemde ihmal edilen ya da kötü muameleye uğrayan bireylerin sonraki yaşamlarında ortaya çıkabilecek riskleri anlamak için, bu ihtiyaçların karşılanmamasının etkilerini incelemek önem taşımaktadır.

Çocuklukta Kötü Muamele Gören Kadınların İlişki Sorunları

Kadınlar Neden Kendilerine Kötü Davranan Erkeklere İlgi Duyar?

Bu çalışmada, çocuklukta ailesinden — özellikle annesinden — yeterince sevgi, yakınlık ve destek görmeyen; aksine otoriter, baskıcı, küçümseyici ve kötü davranışlara maruz kalmış bir kadın karakterin yetişkinlikteki ilişki yaşamını analiz ediyorum. Bu karakterin psikolojik profili, çocukluk deneyimleri ile yetişkinlikteki partner tercihleri arasındaki ilişki ve bu durumu açıklayan psikolojik kuramlar incelenmektedir.

1. Karakter Analizi: Psikolojik Profil

Karakterimiz 35 yaşında bir kadın olsun. Çocukluk döneminde annesinden ve/veya babasından sıcak bir yakınlık, övgü ya da destek almak yerine, eleştirici, küçümseyici ve zaman zaman fiziksel şiddete başvuran bir ebeveyn figürü ile etkileşim kurmuştur. Bu tür bir ebeveyn-çocuk ilişkisinde:

  • Öz-saygıda kalıcı bir zayıflama ortaya çıkabilir; birey kendini değersiz ya da yetersiz olarak algılamaya eğilimlidir.
  • Güvenli bağlanma ilişkisi kurulamadığı için, başkalarıyla yakınlık kurarken temkinli davranma, kendini duygusal olarak kapatma ya da aşırı bağımlı olma gibi iki uç davranış sergilenebilir.
  • İçsel olarak baskı altında olmaktan kaynaklı olarak kronik stres ve duygusal uyum güçlükleri gelişebilir; bu durum, ilerleyen yaşlarda aşırı kontrolcü partner ya da istismarcı ilişkiler içine girme olasılığını artırabilir.
  • Çocuklukta yaşanan olumsuz koşullarla baş etme stratejisi olarak “öğrenilmiş çaresizlik” veya “pasif kabullenme” gibi tutumlar gelişebilir; birey, değiştiremeyeceği şartlara teslim olmuş hissedebilir.
  • Aynı zamanda, şiddet uygulayan kişiyle kurulan bir duygusal bağ – benzerliğiyle ya da benzeri bir kontrol-bağımlılık döngüsüyle – tanıdık gelebilir; bu da sağlıksız ilişki seçimlerine sebep olabilir.

2. Çocukluk Deneyimleri ile Yetişkin Partner Tercihleri Arasındaki Psikolojik İlişki

Karakterimizin çocuklukta sevgi, destek ve saygı görememiş olması; yetişkinlikte partner tercihlerinde şu eğilimleri doğurabilir:

  • Aşağılayan, küçümseyen, saygı göstermeyen ya da şiddet uygulayan partnerlere yönelme eğilimi. Bu durumun arkasında, çocukken maruz kalınan ilişki dinamiklerinin yeniden sahneleme (reenactment) biçiminde ortaya çıkması vardır.
  • Gerçek sevgi ve saygıyı sunan bir partneri fark etmekte güçlük yaşama: Çünkü “sevgi”, “saygı”, “destek” gibi kavramlar çocuklukta anlamlandırılmamış olabilir; kişi bu tür davranışları algılamayabilir ya da hak ettiği bir davranış biçimi olarak göremeyebilir.
  • Partner seçiminde güvenli bağlanma yerine güvensizlik, bağımlılık ya da kontrol-bağımlılık kalıpları görülebilir. Bu durum, karakterin “kendisine kötü davranılan kişiyle birlikte olma” eğilimini artırabilir.
  • Çocuklukta öğrenilmiş çaresizlik nedeniyle, sağlıksız ilişki içinde “çıkış yolu” aramaktan ziyade pasif kalma ya da ilişkide kalmayı tercih etme durumu gelişebilir.

3. Açıklayıcı Kuramsal Yaklaşımlar

Bağlanma Kuramı

Güvenli bağlanma geliştirememiş çocuklar, yetişkinlikte yakın ilişkilerinde güvensizlik, aşırı bağımlılık veya kaçınma davranışlarının fazla olduğuna dair bulgular göstermektedir (Frigerio et al., 2013). Bu kurama göre, erken dönemde ebeveynden uygun yanıtı alamayan bireyler “kendini değersiz hissetme” ve “ilişkilerde savunmacı tutumlar” geliştirebilir.

Öğrenilmiş Çaresizlik (Learned Helplessness)

Uzun süre başarısızlık, çaresizlik ya da kontrolü dışı durumlarla karşılaşma sonucunda gelişen bu tutum, bireyin “değişiklik yapamayacağı” inancıyla ilişkili davranış modelini tanımlar (Seligman, 1975; Medical New Today, 2025). Özellikle çocuklukta duygusal istismar ya da ihmal yaşamış bireylerde, yetişkinlikte benzer pasiflik ya da kabullenme eğilimleri gözlenebilir (Emotional Abuse, Learned Helplessness & Self-Compassion, 2023).

Travma Bağlanması (Trauma Bonding) ve “ Stockholm Syndrome

Travma bağlanması, kötü muamele ile sevgi/ödül döngüsünün bir araya gelmesiyle güçlenen “kurban-saldırgan” dinamiklerini açıklar. Sözü edilen bağlanma biçimi, şiddet uygulayan kişiye yönelik duygusal bağlılıkla karakterizedir. Stockholm Sendromu terimi bu durumu tanımlamak için yaygın kullanılmakla birlikte, resmi bir psikiyatrik tanı olarak sınıflandırılmamıştır (Sampson et al., 2008; SimplyPsychology, 2025). Şöyle ifade edilebilir: Şiddet uygulayan kişiye duygusal bağlanma, mağdurun hayatta kalma stratejisi olarak gelişebilmektedir (Cleveland Clinic, 2023).

Yeniden Sahneleme (Reenactment)

Travma geçiren bireylerin bilinçdışı olarak çocuklukta yaşadıkları ilişki kalıplarını yetişkinlikte seçtikleri partnerlerde tekrar etme eğilimleri araştırmalarda yer almaktadır (Quan et al., 2024). Bu bağlamda, “kendisine kötü davranılmasını normal” olarak görme ve benzer ilişki şablonlarına yönelme durumu ortaya çıkabilir.

4. Bilimsel Araştırmalar ve Vaka Örnekleri

  • Quan ve ark. (2024) tarafından yapılan bir araştırma, çocuklukta travma yaşamış bireylerin yetişkinlikte güvenli bağlanma kurma ve sosyal destek algısı açısından belirgin zorluklar yaşadığını rapor etmiştir. Çalışma, bu bireylerin “çaresizlik hali”ne daha yatkın olduğunu da belirlemiştir.
  • Islam (2022) tarafından yayınlanan “Childhood maltreatment and decision-making autonomy in adults” başlıklı makale, çocukluk istismarı yaşamış bireylerin karar verme özerkliklerinde azalma olduğunu ve bunun “öğrenilmiş çaresizlik” ile tutarlı olduğunu vurgulamıştır.
  • Tolan (2023) tarafından yürütülen bir araştırma, düşük sosyoekonomik riskli ancak maltreatment riski taşıyan kadın örnekleminde duygusal düzenleme güçlüğü ve “hostile/helpless” bağlanma profillerinin arttığını göstermiştir.
  • SimplyPsychology (2025) web sayfasında yer alan “Stockholm Syndrome” tanımı, istismarcı ilişkilerde mağdur-saldırgan arasında oluşan duygusal bağlanma sürecini açıklarken, terimin resmi tanı kutularında yer almadığına dikkat çekmektedir.

5. Sonuç ve Değerlendirme

Çocuklukta ailesinden — özellikle annesinden — sevgi, destek, yakınlık görmeyen; bunun yerine baskıcı, küçümseyici ya da şiddet öğesi taşıyan ebeveyn ilişkisi yaşamış kadınların, yetişkinlikte sağlıksız ilişki seçimlerine yönelme riskinin arttığı görülmektedir. Bu duruma açıklık kazandıran mekanizmalar arasında öğrenilmiş çaresizlik, travma bağlanması, bağlanma kuramı açısından güvensiz bağlanma stilinin kalıcılığı ve yeniden sahneleme yer almaktadır. Ayrıca şiddet uygulayan kişiye duygusal bağlanma biçimini tanımlayan Stockholm Sendromu kavramı, bu bağlamda açıklayıcı bir çerçeve sunabilir. Bu bağlamda, bu bireylerin kendilerine sevgi ve saygı gösteren, destekleyici partnerler yerine geçmiş ilişki dinamiklerine uygun partnerleri seçmeleri anlam kazanmaktadır.

Profesyonel destek ve farkındalık çalışmaları ile bu kısır döngünün kırılabileceği; bireyin kendini değerli görmeyi öğrenmesi ve sağlıklı bağlanma becerileri geliştirmesi yoluyla sağlıklı ilişki kurmanın mümkün olduğu unutulmamalıdır.

Kaynakça (APA Formatında)

Baumrind, D. (1991). The influence of parenting style on adolescent competence and substance use. Journal of Early Adolescence, 11(1), 56–95. https://doi.org/10.1177/0272431691111004

Cassidy, J. (2013). Contributions of attachment theory and research: A framework for future research, translation, and policy. Development and Psychopathology, 25(4), 1415-1434. https://doi.org/10.1017/S0954579413000692

Cleveland Clinic. (2023). Stockholm Syndrome: What It Is, Symptoms & How to Treat. Retrieved from https://my.clevelandclinic.org/health/diseases/22387-stockholm-syndrome

Crandall, A. A. (2024). Do positive childhood and adult experiences counter the effects of adverse childhood experiences (ACEs)? P M C, 1-13. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC11732079

Emotional Abuse, Learned Helplessness & Self-Compassion. (2023). International Journal of Indian Psychology, 11(2), 18.46. Retrieved from https://ijip.in/wp-content/uploads/2023/07/18.01.046.20231103.pdf

Islam, M. J. (2022). Childhood maltreatment and decision-making autonomy in adults. Psychiatry Research, 316, 114816. https://doi.org/10.1016/j.psychres.2022.114816

Kuppens, S., & Ceulemans, E. (2019). Parenting styles: A closer look at a well-known concept. Journal of Child and Family Studies, 28, 168-179. https://doi.org/10.1007/s10826-018-1242-1

Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2000). Self-determination theory and the facilitation of intrinsic motivation, social development, and well-being. American Psychologist, 55(1), 68-78. https://doi.org/10.1037/0003-066X.55.1.68

Sampson, E. L., Namnyak, M., Tufton, N., Szekely, R., Toal, M., Worboys, S. (2008). ‘Stockholm syndrome’: psychiatric diagnosis or urban myth? British Journal of Psychiatry, 193(1), 8-10. https://doi.org/10.1192/bjp.bp.107.048295

Tolan, A. P. (2023). Difficulty in emotion regulation as a mediator between maltreatment and adult attachment styles. E-International Journal of Educational Research, 14(2), 31-49. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2800915

Back to site top