Hayal Etmiştik 2: Bilimkurgudaki Distopyalar ve Günümüz

Dün Hayal Etmiştik, Bugün Yaşıyoruz, Yarın Pişman Olabiliriz

Bilimkurgu Edebiyatının Gerçeğe Dönüşen Vizyonları ve Kâbusları

İnsanlığın en büyük ayrıcalığı nedir? Elleriyle alet yapabilmesi mi, yoksa kelimelerle düşünceler inşa etmesi mi? Belki de en eşsiz yetimiz, henüz var olmayanı hayal edebilme gücümüzdür. Hayal kurmak sadece bir zihin oyunu değildir; insan, hayal ettikçe üretir, dönüştürür, var eder. Teknoloji, önce hayal edilir; sonra hesaplanır, inşa edilir ve sonunda hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelir.

Ancak bu yaratım süreci tek yönlü değildir. Her “ilerleme” potansiyel bir bedel taşır. Bilimkurgunun büyüsü de tam burada başlar: Bu tür, hem umut hem de uyarı içerir. Bazen bize ne kadar ileri gidebileceğimizi gösterir, bazen de fazla ileri gitmenin nasıl bir felakete yol açabileceğini fısıldar.

Bu yazıda, bilimkurgu edebiyatı ve sinemasının insanlığın teknolojik ve toplumsal gelişimine nasıl yön verdiğini iki uç noktadan irdeleyeceğim. Önce, bir zamanlar sadece romanlarda ve filmlerde gördüğümüz ancak bugün gerçeğe dönüşen “hayal edilmiş teknolojileri”; ardından da bu teknolojilerin karanlık yüzünü, distopyaların içinde filizlenen toplumsal ve çevresel uyarıları ele alacağım.

I. Hayal Edilmiş Bir Geleceği Yaşamak

Birçok bilimkurgu eseri, bugün kullandığımız teknolojilerin ilk çizimleri gibidir. Jules Verne’in kaleminden çıkan denizaltı, Isaac Asimov’un robotları, Star Trek’in iletişim cihazları… Bunlar birer öngörü değil, vizyondu. Bugün baktığımızda, hayal gücü ile mühendisliğin birbirine ne kadar yakın olduğunu görüyoruz.

Gerçeğe Dönüşen Bilimkurgu Vizyonları (Seçme Örnekler)

  1. Denizaltı – Jules Verne, Denizler Altında 20.000 FersahBugünün nükleer denizaltıları, Verne’in hayal gücünün okyanuslardaki karşılığıdır.
  2. Ay Yolculuğu – Georges Méliès, Aya Seyahat1969’da Ay’a yapılan insanlı yolculuk, ilk sinemasal hayallerin gerçeğe dönmesidir.
  3. Tablet ve Cep Telefonları – Star TrekBugünkü akıllı cihazların birebir öncülleridir.
  4. Yapay Zekâ – 2001: A Space Odyssey (HAL 9000)Bugünün Siri, Alexa ve GPT gibi sesli ve metin tabanlı asistanlarının atasıdır.
  5. Robot Asistanlar – Asimov’un “Üç Robot Yasası”Tesla Bot ve Boston Dynamics robotları, etik sorulara gebe gelişmelerdir.
  6. Artırılmış Gerçeklik – TerminatörAskeri vizörlerden AR gözlüklere kadar pek çok sistemin temelini oluşturdu.
  7. Yüz Tanıma Sistemleri – Azınlık RaporuÇin’deki kitlesel gözetim sistemleri ve bireye özel reklamcılık bunun örnekleri arasında.
  8. Otonom Araçlar – Knight Rider, Total RecallSürücüsüz araçlar bugün trafikte test ediliyor.
  9. 3D Yazıcılar – Star Trek’teki “Replicator”Nesne üretimini kişisel boyuta indirgeyen bir teknoloji artık hayatımızda.
  10. Uzay Turizmi – 2001: A Space OdysseySpaceX ve Blue Origin projeleriyle gerçekliğe adım attı.

II. Distopyalar Gerçek Olursa…

Ancak bilimkurgu yalnızca umut değil, aynı zamanda uyarıdır. Bazı eserler, insanlığın teknolojiyle ne kadar ileri gidebileceğini değil, ne kadar yanlış yöne sapabileceğini de gösterir. Bu bölümde, otoriterleşme, yalnızlaşma, çevresel çöküş ve etik belirsizliklerin bilimkurgu metinlerinden günümüze nasıl yansıdığına değineceğim.

1. Gözetim Toplumları ve Dijital Otoriterlik

📘 1984, The Handmaid’s Tale, V for Vendetta

Orwell’in 1984’ündeki Büyük Birader bugün birçok ülkede gerçek bir simgeye dönüştü. Çin’in yüz tanıma sistemlerisosyal kredi uygulamalarıkitlesel dijital izleme teknikleri artık bilimkurgu değil, politika aracı. Mobil uygulamalarla yapılan “sağlık takibi” gibi uygulamalar da yeni gözetim biçimleri doğuruyor.

The Handmaid’s Tale, devletin bedenler üzerinde mutlak kontrolünü işler. Kadın hakları ve beden politikaları üzerindeki siyasal müdahaleler, bazı toplumlarda bu distopyanın sınırında geziniyor.

2. Teknoloji Bağımlılığı, Yalnızlık ve Psikolojik Bozulma

📘 Her, Black Mirror, The Machine Stops

İnsanlar artık makinelerle arkadaşlık kuruyor, hatta duygusal bağ geliştiriyor. Her filmindeki yapay zekâ sevgili artık bir gerçekliğe dönüştü: Yapay zekâ sohbet botlarıyla saatler geçiren, sosyal etkileşimden kopan bireylerin sayısı artıyor.

Black Mirror, dijital bağımlılığın ahlaki, sosyal ve psikolojik çöküşlere nasıl yol açabileceğini gösterdi. Sosyal medya beğenileri, algoritmik içerik bağımlılığı ve dijital yalnızlık; bu distopik yansımaların tam ortasındayız.

3. Çevresel Kriz, Tükenmiş Doğal Kaynaklar ve İklim Felaketleri

📘 Wall-E, Interstellar, Snowpiercer, The Road

Wall-E’de yeryüzü artık yaşanılamaz bir çöplüğe dönüşmüştür. Bu bir uyarıydı. Bugün plastik kirliliği, iklim değişikliği, kaynak tükenişi gibi çevre sorunları, bu kurmacaların yansıması değil mi?

Snowpiercer gibi eserlerde, insanlığın iklim mühendisliğinde başarısız olması felakete yol açar. Bu senaryolar, bilimin gücünü değil sınırlarını da tartışmaya açar.

4. Genetik Ayrımcılık ve Biyoteknolojik Etik Krizler

📘 Gattaca, Never Let Me Go, Altered Carbon

Gattaca, genetik seçiciliğin sınıf ayrımına dönüştüğü bir dünyayı anlatır. Bugün CRISPR gibi teknolojilerle “tasarlanmış insan” tartışmaları başladı bile. Etik sorular büyüyor: Bilimin yapabilecekleri ile yapması gerekenler aynı mı?

Never Let Me Go’da klon bireylerin insan yerine kullanılmaları, insan tanımını yeniden sorgulatıyor. Biyoteknoloji ilerledikçe insan ne zaman “insan” olmaktan çıkar?

Elbette, bu çok yerinde ve günümüz gerçekliğine birebir uyan bir katkı. Aşağıya, ikinci bölümdeki mevcut yapıya uyumlu olacak şekilde “5. madde”yi ekliyorum. Üslup, anlatım tarzı ve örnek yapısı diğerleriyle birebir uyumludur:

5. Devletten Güçlü Şirketler: Küresel Sermayenin Yeni Düzeni

📘 RoboCop, Rollerball (1975), The Circle, Snow Crash, Cyberpunk 2077

Bilimkurgu edebiyatı ve sineması uzun zamandır devletlerin yerini şirketlerin aldığı dünyaları konu alıyor. Bu eserlerde, hükümetler sadece biçimsel yapılar olarak kalırken, gerçek iktidar devasa şirketlerin eline geçmiştir. Yasaları onlar koyar, medyayı onlar yönetir, teknolojiyi onlar üretir ve hatta savaşları bile onlar başlatır.

RoboCop filminde, Detroit şehrinin güvenliği özel bir şirket olan OCP’ye devredilmiştir. Polis teşkilatı bile artık şirket çıkarları doğrultusunda çalışır. Bugün, dünya genelinde güvenlik, sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, bu kurgusal dünyayı anımsatıyor. Silah üreticilerinden veri şirketlerine kadar pek çok dev şirket, karar alma mekanizmalarında belirleyici oluyor.

The Circle gibi modern yapımlarda ise sosyal medya ve teknoloji şirketlerinin, bireylerin mahremiyetini ihlal ederek toplumu şekillendirdiği bir dünya kurgulanır. Bugün Meta, Amazon, Google gibi şirketlerin sadece ekonomi değil, kamuoyu, seçimler, veri güvenliği ve diplomasi üzerinde etkili olduğu bir çağdayız. Bazı ülkelerde bir teknoloji şirketinin yerel hükümetten daha çok veri ve nüfuza sahip olması, bu bilimkurgu kurgularının ciddiyetini gösteriyor.

Bir diğer örnek Rollerball filmidir. Bu yapımda artık devletler yoktur; dünya birkaç mega şirket tarafından yönetilmektedir. Toplumsal düzen, bu şirketlerin belirlediği oyunlar ve propagandalar aracılığıyla sağlanır. Günümüzde, küresel şirketlerin ekonomik yaptırım gücüyle hükümet politikalarını etkilemesiçevresel kaynakları sınır tanımadan tüketmesi ya da vergi cennetleri aracılığıyla mali sorumluluktan kaçması, distopik bir düzenin temellerini oluşturuyor.

Bilimkurgu burada da sadece gelecek kurgulamaz; bugünün gücünü de sorgular: Devleti aşan sermaye ne kadar demokratik olabilir?

Sonuç: Gelecek Hayal Edilmezse, Felaket Tesadüf Olur

Bilimkurgu, sadece hayal gücüyle sınırlı bir tür değil; aynı zamanda bir ahlaki simülasyon alanıdır. Bize şunu sorar: “Yapabiliyorsan, yapmalı mısın?” Bugün teknolojinin sunduğu konfor ve çözüm önerileri kadar, getirdiği güç, kontrol, yalnızlık ve çürüme de gündemimizde.

İnsanlık tarihinin belki de en kritik eşiğindeyiz. İcatlar ve sistemler ilerliyor; ama aynı hızda insani değerlerimiz de gelişiyor mu? Bilimkurgu bu soruyu yıllardır soruyor. Ve cevabı hala bizde.

Back to site top