ABD’nin Ada Zinciri Stratejisi: Soğuk Savaş Mirasından Günümüze
Giriş

Ada Zinciri Stratejisi (Island Chain Strategy), ABD’nin Soğuk Savaş döneminde ortaya attığı ve Pasifik’te komünist blokun genişlemesini engellemeyi amaçlayan bir çevreleme doktrinidir. Bu strateji, Amerikan müttefiki ada ve takımadaları bir hat şeklinde kullanarak Sovyetler Birliği ve Çin gibi güçlerin açık okyanuslara erişimini kısıtlamayı hedefliyordu scmp.com en.wikipedia.org. İlk kez 1951 yılında ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles tarafından dile getirilen bu konsept, dönemin Kore Savaşı şartlarında Uzak Doğu’daki komünist yayılmayı durdurmanın aracı olarak görülmüştür scmp.com. General Douglas MacArthur da 1950’de Tayvan’ı “batırılamaz bir uçak gemisi” olarak tanımlayarak bu ada hattının stratejik önemini vurgulamıştır scmp.com. Soğuk Savaş sonrasında kısa bir süre geri planda kalsa da, 1990’lardan itibaren özellikle Çin’in yükselişine karşı strateji yeniden önem kazanmıştır scmp.com. Aşağıda, Ada Zinciri Stratejisinin tarihsel arka planı, her bir “ada zinciri” hattının kapsamı ve önemi, stratejinin uygulanışıyla elde edilen sonuçlar ve günümüzdeki durumu ele alınmaktadır.
Tarihsel Arka Plan ve Stratejinin Ortaya Çıkışı

Ada Zinciri Stratejisinin kökeni, II. Dünya Savaşı sonrasında şekillenen erken Soğuk Savaş doktrinlerine dayanır. Pasifik Savaşı’ndan zaferle çıkan ABD, Asya-Pasifik’te yeni komünist tehdit karşısında kendine denizaşırı bir savunma çevresi çizme gereği duydu. 1948 tarihli bir Müşterek Kurmay raporunda ilk kez Aleut Adaları’ndan Japonya, Tayvan ve Filipinler üzerinden uzanan bir Amerikan savunma hattı tanımlandığı görülmektedir andrewerickson.com. Kore Savaşı’nın patlak vermesiyle bu fikir daha da önem kazandı. General MacArthur, Ağustos 1950’deki Formoza Mesajı’nda ABD’nin Aleut Adaları’ndan Okinawa ve Filipinler’e uzanan bir “U şeklinde savunma hattı” kurması gerektiğini belirtmiş; Tayvan’ın bu hattın merkezinde yer alan “batırılamaz bir uçak gemisi” olarak mutlaka elde tutulması gerektiğini vurgulamıştır andrewerickson.com andrewerickson.com. Nitekim John F. Dulles, 1951’de Pasifik’teki ada zincirlerinin önemini resmî düzeyde dile getirerek ABD’nin Japonya, Okinawa, Tayvan ve Filipinler hattında askeri varlık bulundurmasının, Sovyetler ve Çin’i çevreleyip denizlere çıkışını engelleyeceğini savunmuştur scmp.com. Stratejinin temel amacı bu bağlamda, Asya kıyılarında ABD müttefiki adalardan oluşan bir bariyer kurarak Amerikan deniz ve hava gücünün Pasifik’te projeksiyonunu sağlamak ve komünist bloğun Pasifik’e erişimini kısıtlamaktı en.wikipedia.org.
Bu strateji başlangıçta “komünizmin çevrelenmesi” politikasının Pasifik ayağı olarak düşünüldü. Dönemin ABD yönetimi, örneğin 1954’te Tayvan ve çevresindeki adaların savunulmasının Formoza’nın (Tayvan’ın) güvenliği için elzem olduğunu vurgulayarak bu adaların fiilen savunma çevresine dahil olduğunu ima etti history.state.gov history.state.gov. Bununla birlikte, Ada Zinciri kavramı Soğuk Savaş boyunca kamuoyu önünde sık telaffuz edilen bir doktrin olmadı; strateji, daha ziyade Amerikan askeri planlamasının coğrafi çerçevesini oluşturan bir fikir olarak kaldı en.wikipedia.org. Yine de, Çin başta olmak üzere dönemin sosyalist ülkeleri bu kavramın farkında olup kendilerini çevreleyen bir tehdit olarak algıladılar andrewerickson.com. Ada Zinciri Stratejisinin önemi, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra dahi azalmamış; aksine, 21. yüzyılda ABD ve Çin’li stratejistler tarafından bölgenin jeopolitik dinamiklerini anlamak için temel bir çerçeve olarak kullanılmaya devam edilmiştir en.wikipedia.org. Özellikle Tayvan’ın statüsü, bu stratejide kilit bir unsur olarak varlığını korumuştur en.wikipedia.org.
Birinci Ada Zinciri
Birinci Ada Zinciri, Asya anakarasının hemen açıklarında uzanan ilk ada halkasını ifade eder. Coğrafi olarak Kamçatka Yarımadası’ndan başlayıp bir yay şeklinde Japon takımadaları ve Ryukyu Adaları üzerinden Tayvan’a, oradan Filipinlerin kuzey kesimi ve Borneo’ya (Kalimantan) kadar uzanır en.wikipedia.org. Başka bir deyişle, Kuril Adaları, Japonya’nın ana adaları, Okinawa ve çevresindeki Ryukyu zinciri, Tayvan ile Filipinler bu hattın temel öğeleridir scmp.com. Birinci zincir, kabaca Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi sınırlarını, yani Çin anakarasının “yakın deniz” sahasını, Pasifik Okyanusu’nun açık sularından ayıran hat konumundadır scmp.com. Bu zincirin iç tarafında kalan sular görece sığ olup, bu durum denizaltıların tespiti gibi askeri açılardan zinciri doğal bir bariyer haline getirmektedir en.wikipedia.org. Nitekim ABD’li planlamacılar, birinci ada zincirini stratejik bir savunma duvarı ve erken uyarı hattı olarak gördüler; bu hattın batısındaki düşman deniz unsurlarının Pasifik’e çıkmadan önce engellenebileceğini hesapladılar en.wikipedia.org.
Stratejinin ilk halkası, Soğuk Savaş boyunca ABD müttefiklik sistemiyle desteklendi. Japonya, 1951 San Francisco Antlaşması sonrası ABD’nin bölgede en önemli müttefiki haline gelirken, Japon toprakları (özellikle Okinawa adası) Amerikan askeri üslerine ev sahipliği yaptı. Güney Kore her ne kadar bir ada olmasa da, Kore Yarımadası’nın savunulması da bu çevreleme hattının parçası olarak değerlendirildi. Tayvan, 1950’lerde ABD’nin örtülü güvenlik garantisi altına girerek birinci zincirin kilit taşı oldu; General MacArthur’un deyimiyle Tayvan’ı kaybetmek, “Filipinler’in özgürlüğünü tehdit edecek ve Japonya’nın kaybına yol açabilecek” bir domino etkisi yaratabilir diandrewerickson.com. Filipinler de 1951 tarihli karşılıklı savunma antlaşmasıyla bu zincirin güney ucunda ABD’ye müttefik oldu ve Subic Bay ile Clark Air Base gibi Amerikan üsleri Soğuk Savaş boyunca burada faaliyet gösterdi. Sonuç olarak birinci ada zinciri, ABD’nin Pasifik’teki ileri savunma hattını oluşturarak, hem Sovyetlerin Vladivostok merkezli Pasifik Filosu’nu, hem de Çin’in donanmasını kıyı sularına hapsedebilecek bir konumda şekillendi andrewerickson.com andrewerickson.com. Nitekim Çin tarafı da bu hattın öneminin farkındaydı: Çin askeri literatüründe birinci ada zincirinin varlığı, ülkenin denizlere tam erişimini kısıtlayan bir etken olarak sıkça vurgulanmıştır ve bu hat, Çin donanmasını “kısmen mühürlenmiş” bir alanda tutan, güvenliğini olumsuz etkileyen bir durum olarak tanımlanmıştır andrewerickson.com. Ayrıca birinci zincirin büyük bölümü, Çin’in egemenlik iddiasında bulunduğu deniz alanlarını da kapsamaktadır (örneğin Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki “dokuz kesik çizgi” (nine-dash line) ile tanımladığı alan bu zincirin içindedir) en.wikipedia.org. Bu nedenle birinci ada zinciri, sadece askeri değil jeopolitik bir ihtilaf hattı olarak da önem kazanmıştır. ABD Savunma Bakanlığı’nın 2006 tarihli bir raporunda yayımlanan harita, Birinci ve İkinci Ada Zincirlerinin Doğu Asya kıyılarından başlayıp güneyde Güneydoğu Asya adalarına ve doğuda Büyük Okyanus’a uzanan hilal şeklindeki coğrafi sınırlarını açıkça göstermektedir commons.wikimedia.org.
İkinci Ada Zinciri
İkinci Ada Zinciri, birinci halkadan daha doğuda, Pasifik’in orta kesiminde yer alan ikinci savunma hattıdır. Genellikle Japonya’nın doğusundan başlayıp Ogasawara (Bonin) Adaları ve Volkan Adaları üzerinden Mariana Adaları’na uzandığı, oradan güneydoğuda Guam ve çevresini, Mikronezya adalarını (örneğin Yap ve Palau) kapsayarak Endonezya’nın doğusundaki Yeni Gine’ye kadar indiği kabul edilir en.wikipedia.org scmp.com. Bu yorumla ikinci zincir, coğrafi olarak Filipin Denizi’nin doğu sınırını ve Pasifik havzasının orta-kuşak hattını oluşturur. Zincirin en kritik noktalarından biri Guam adasıdır; Guam, ABD’nin birincil ileri konuşlu askeri üslerinden birine ev sahipliği yapan, Amerikan toprak statüsünde bir adadır ve Pasifik’teki stratejik varlığının kilit noktasıdır en.wikipedia.org. Nitekim Guam, devasa bir donanma ve hava gücü üssü barındırması sebebiyle “Pasifik’teki kaleye benzer uçak gemisi” şeklinde de nitelendirilmiştir. İkinci ada zinciri, ABD için “ikinci savunma hattı” işlevi görmekte, birinci zincir aşıldığında devreye girecek derinlikte bir stratejik yedek hat olarak planlanmaktadır en.wikipedia.org.
Soğuk Savaş boyunca ikinci ada zinciri, ABD’nin savunma planlarında bir destek hat rolündeydi. Örneğin, 1970’ler ve 80’lerde Sovyet Donanması Pasifik’te etkinliğini artırmaya çalıştığında, ABD’nin Guam ve çevresindeki adalara dayalı ikinci hattı, Sovyet deniz gücünün Pasifik’in orta kesimine çıkmasını caydırıcı bir engel olarak karşısına koydu. İkinci zincir üzerindeki adalar ve adacıklar (Mariana, Caroline adaları vb.), ABD ile serbest birlik statüsündeki ada ülkeleri tarafından (örneğin Palau) kontrol edildiğinden, buralar lojistik ve gözetleme açısından da kullanıldı. Kısacası, ikinci ada zinciri ABD’nin Pasifik’te “derin kuşak savunması” sağladığı bir hat olup, birinci zincirin gerisinde ek bir emniyet katmanı teşkil etti. Bu hat sayesinde ABD, gerekirse Pasifik kuvvetlerini Guam hattına çekip burada yeniden gruplayarak birinci zinciri tekrar elde etmek veya Pasifik kontrolünü devam ettirmek için hazırlık yapabiliyordu en.wikipedia.org. Günümüzde de ikinci zincir, önemini korumaktadır. Özellikle Guam, Çin’in artan füze ve deniz gücü kapasitesi karşısında hedef olabileceği için güçlü bir şekilde tahkim edilmekte ve Mariana Adalarıetrafındaki deniz sahası, ABD’nin Pasifik’teki vurucu gücünü destekleyen hayati bir bölge olarak değerlendirilmektedir en.wikipedia.org.
Üçüncü Ada Zinciri
Üçüncü Ada Zinciri, Pasifik Okyanusu’nun daha da doğusunda, ABD anakarasına yakın sayılabilecek geniş bir yay çizen son stratejik halkanın adıdır. Coğrafi tanım olarak kuzeyde Aleut Adaları’ndan başlayıp güneye doğru Büyük Okyanus’un merkezinden geçerek Hawaii takımadalarını ve Polinezya’daki Amerikan Samoası gibi noktaları içerir; oradan Fiji civarına uzanarak başlıca Anglofon müttefiklerin bölgesi olan Okyanusya’ya ve nihayetinde Yeni Zelanda’ya ulaşır en.wikipedia.org. Bu zincirin kritik bir parçası, Avustralya kıtasıdır – Avustralya, coğrafi konumuyla ikinci ve üçüncü ada zincirlerini birbirine bağlayan bir dayanak noktası işlevi görmektedir en.wikipedia.org. Üçüncü ada zinciri, stratejik açıdan Pasifik Okyanusu’nun tamamının bir Amerikan etki alanı haline geldiği noktayı simgeler. General MacArthur, 1951’de Kongre’ye hitaben yaptığı veda konuşmasında Pasifik Zaferi sonrasında ABD’nin “stratejik sınırının tüm Pasifik Okyanusu’nu kucaklayacak şekilde Asya kıyılarına kaydığını” belirtmiş ve ABD ile müttefiklerinin Aleut Adalarından Mariana Adalarına uzanan bir ada zinciri üzerinden Asya anakarasının limanlarını kontrol edebildiğini vurgulamıştır andrewerickson.com andrewerickson.com. İşte bu vizyon, üçüncü ada zincirinin mantığını ortaya koyar: Pasifik artık ABD için bir “ileri savunma sahası” haline gelmiş, bu okyanus geniş bir hendekveya tampon bölge olarak değerlendirilmiştir andrewerickson.com.
Soğuk Savaş yıllarında üçüncü ada zinciri fiilen ihlal edilebilir bir hat olmaktan ziyade, ABD’nin küresel erişiminin doğal bir sonucuydu. Hawaii adaları, ABD’nin 50. eyaleti olarak Pasifik’teki varlığının merkeziydi ve Amerikan Pasifik Filosu’nun karargahına ev sahipliği yapıyordu. Hawaii’nin ötesinde, Pasifik’in ortasında ve güneyinde ABD ile yakın müttefik ilişkileri olan ülkeler bulunmaktaydı (örneğin Yeni Zelanda uzun süre ANZUS ittifakı üyesiydi). Bu sayede üçüncü zincir boyunca ABD’nin dost veya egemen olduğu topraklar mevcuttu. Stratejik olarak, üçüncü ada zincirinin korunması demek, bir çatışma halinde ABD’nin savunma hattının en kötü ihtimalle Hawaii ve çevresine kadar çekilebileceği anlamına geliyordu. Ancak fiiliyatta, Soğuk Savaş süresince hiçbir düşman güç bu kadar doğuya nüfuz edecek deniz gücüne sahip olamadı. Sovyetler Birliği’nin deniz kuvvetleri dahi genellikle birinci zincirin ötesine pek geçemedi; Pasifik ortalarına erişim girişimleri, ABD’nin üçüncü hat dahilindeki ezici deniz gücü varlığı tarafından dengelendi. Dolayısıyla üçüncü ada zinciri, ABD açısından Pasifik’te “son savunma perdesi” ve anavatanın kalkanı olarak var oldu. Bu durum, Pasifik Okyanusu’nun bir Amerikan “güvenlik hendeği” haline geldiğini söyleyen MacArthur’un tarihi tespitini doğrular niteliktedir andrewerickson.com andrewerickson.com. ABD, üçüncü zincir sayesinde Pasifik’in tamamını bir güvenlik kuşağı olarak görmüş ve bu hattın doğusundaki topraklarının (örneğin Kaliforniya kıyıları) güvenliğini sağlamıştır.
Önerilen Dördüncü ve Beşinci Ada Zincirleri
Ada Zinciri Stratejisinin klasik üç aşamalı çerçevesi son yıllarda, Çin’in artan denizaşırı varlığına paralel olarak, bazı uzmanlar tarafından Hint Okyanusu’nu da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiği şeklinde yorumlanmaktadır. Center for Strategic and International Studies (CSIS) bünyesindeki Asya Denizcilik Şeffaflık Girişimi (Asia Maritime Transparency Initiative) uzmanları, 2018 yılında yayınladıkları bir analizde, dördüncü ve beşinci ada zinciriadını verdikleri iki ek halkayı kavramsallaştırmayı önermişlerdir en.wikipedia.org. Bu öneriye göre, ilk üç ada zinciri Pasifik Okyanusu ile sınırlıyken, Çin’in Hint-Pasifik bölgesindeki genişleyen nüfuzu dikkate alınarak Hint Okyanusu’nda da benzer stratejik hatlar tanımlanmalıdır en.wikipedia.org. Dördüncü ve beşinci zincir henüz resmi bir ABD doktrini olmasa da, analistler bu kavramları kullanarak Çin’in bölgedeki deniz stratejisini daha bütünsel bir şekilde anlamlandırmayı amaçlamaktadır en.wikipedia.org.
Dördüncü Ada Zinciri önerisi, Çin’in Hint Okyanusu’ndaki faaliyetlerini çevrelemeye dönüktür. Bu zincir, Pakistan’ın Gwadar Limanı’ndan başlayıp Hindistan’ın batı kıyıları ve Sri Lanka boyunca uzanarak Hambantota (Sri Lanka’daki Çin yatırımı liman) yakınlarından güneye döner; Hint Okyanusu’nun ortasından geçerek ABD’nin Diego Garcia üssünün bulunduğu bölgeye ulaşır amti.csis.org. Bu güzergâh üzerinde Lakshadweep ve Maldivler gibi kritik ada noktaları ile Diego Garcia’nın dahil edilmesi öngörülmektedir en.wikipedia.org. Böylece dördüncü zincir, Çin’in “inci dizisi” (String of Pearls) olarak adlandırılan ve Gwadar, Hambantota gibi noktaları birbirine bağlayan deniz ikmal güzergâhını kesintiye uğratabilecek konumda bir hat oluşturacaktır en.wikipedia.org. Bu hat aynı zamanda Hindistan’ın çevresinde tanımlandığı için, Çin’in Gwadar ve Hambantota gibi tesislerle Hindistan’ın denizaltı bahçesi sayılan Hint Okyanusu’nda oluşturduğu stratejik meydan okumaya karşı bir önlem olarak değerlendirilmektedir amti.csis.org amti.csis.org. ABD’nin Hint Okyanusu’ndaki varlığı (Diego Garcia üssü gibi) ve Hindistan’la gelişen güvenlik işbirliği de bu konseptin hayata geçirilmesine zemin hazırlayabilecek unsurlar olarak görülmektedir.
Beşinci Ada Zinciri ise Çin’in son yıllarda Afrika Boynuzu ve Doğu Afrika’daki askeri-ekonomik varlığına karşı düşünülen bir halkadır. Bu zincir, doğrudan Çin’in Cibuti/Doraleh’de kurduğu denizaşırı üssü çevrelemeyi hedefler şekilde tasarlanmıştır en.wikipedia.org. Öneriye göre hat, ABD’nin Cibuti’deki Camp Lemonnier üssünden başlayarak Aden Körfezi’ne açılır, oradan Afrika Boynuzu’nu takip edip Doğu Afrika sahili boyunca (Somali, Kenya, Tanzanya kıyıları) güneye iner ve Mozambik Kanalı üzerinden Madagaskar ile Afrika ana karası arasından geçerek Güney Afrika açıklarına kadar uzanır en.wikipedia.org. Böylelikle Çin’in Cibuti’deki üssü bir çember içine alınmış ve Çin’in Afrika ile olan deniz ticaret hatları (enerji ve hammadde taşımacılığı güzergâhları) savunmasız bırakılmış olacaktır en.wikipedia.org. Özetle, dördüncü ve beşinci zincir kavramları, Çin’in Hint Okyanusu’nda artan deniz gücü projeksiyonu (askeri üsler, ticari liman yatırımları ve deniz yolları güvenliği aktiviteleri) karşısında ABD ve müttefiklerinin de Pasifik ötesinde yeni çevreleme hatları tanımlaması gerektiği fikrine dayanmaktadır amti.csis.org.
Her ne kadar bu iki yeni zincir konsepti resmi ABD politikası haline gelmemiş olsa da, güvenlik çevrelerinde tartışılmaya başlanması bile dikkate değerdir. Bazı analistler bu tür bir “zincir enflasyonunun” stratejiyi aşırı karmaşıklaştıracağını ve gereksiz olduğunu savunsa da, jeostratejik dengelerin hızla değiştiği günümüzde yeni fikirlerin tartışılmasının faydalı olabileceği ileri sürülmektedir amti.csis.org. Nitekim ABD’nin 2018’de Pasifik Komutanlığı’nın adını Hint-Pasifik Komutanlığı (INDOPACOM) olarak değiştirmesi, Hint ve Pasifik okyanuslarının jeopolitik açıdan bütünleştiğinin bir göstergesi kabul edilebilir amti.csis.org. Bu da dördüncü ve beşinci zincir kavramlarının, en azından düşünsel planda, ABD stratejik vizyonuna girmeye başladığını göstermektedir. Yine de altını çizmek gerekir ki, dördüncü ve beşinci ada zincirleri halihazırda öneri aşamasındadır; somut uygulamaya geçmesi büyük ölçüde ABD’nin bölgedeki müttefikleriyle kuracağı ortaklıklara ve Çin’in bölgedeki adımlarına verilecek kolektif tepkilere bağlı olacaktır.
Stratejinin Uygulanması: Hedefler ve Elde Edilen Sonuçlar
Ada Zinciri Stratejisinin Soğuk Savaş boyunca uygulanması, ABD’nin Asya-Pasifik’teki askeri-diplomatik hamleleriyle yakından iç içe geçmiştir. Stratejinin ilk hedefi, dönemin en büyük komünist gücü olan Sovyetler Birliği’ni çevrelemekti; buna ek olarak Çin Halk Cumhuriyeti, Kuzey Kore, Kuzey Vietnam (sonradan Vietnam) ve Laos gibi bölgedeki diğer komünist yönetimler de bu çevreleme doktrininin hedef listesinde yer aldı en.wikipedia.org. ABD, 1950’ler ve 1960’lar boyunca birinci ada zinciri üzerindeki ülkelerle ikili savunma antlaşmaları yaparak (Japonya ve Filipinler ile 1951, Güney Kore ile 1953, Tayvan/Çin Cumhuriyeti ile 1954’te imzalanan paktlar gibi) zincirin bütününde bir müttefik kuşağı oluşturmayı başardı. Bu müttefiklik ağı sayesinde, zincirin kritik halkaları olan Japonya-Okinawa, Güney Kore, Tayvan ve Filipinler’de Amerikan askeri varlığı sürekli hale geldi. Tayvan Boğazı Krizleri(1954-55 ve 1958) sırasında ABD 7. Filosu’nun Tayvan civarında konuşlanarak Çin anakarasının saldırısını engellemesi, stratejinin ilk önemli sınavlarından biriydi. MacArthur’un öngördüğü şekilde Tayvan’ın komünistlere bırakılmaması sağlanmış ve böylece birinci zincirde gedik açılmasının önüne geçilmiştir. Yine benzer biçimde, 1960’larda ABD’nin Vietnam Savaşı’na müdahalesi sırasında, birinci zincir üzerindeki Filipinler ve Japonya’daki Amerikan üsleri savaş lojistiğinde kritik rol oynayarak, bu hat üzerindeki kontrol sayesinde ABD’nin bölge içinde operasyon yapabilme kapasitesini gösterdi. Sovyetler Birliği’nin 1970’lerde Pasifik’te Vladivostok ve Petropavlovsklimanlarına dayalı donanma varlığını artırma çabaları da ada zinciri stratejisi bağlamında dengelendi: Sovyet Pasifik Filosu, Amerikan ve müttefik donanmalarının birinci ve ikinci zincir hattındaki hakimiyeti nedeniyle Pasifik’in derinliklerine sınırlı ölçüde çıkabildi. ABD’nin Japonya, Güney Kore ve Filipinler’de konuşlu kuvvetleri ile Guam’daki stratejik üssü, Sovyet denizaltılarının ve gemilerinin Pasifik’te serbestçe dolaşmasını caydırdı. Bu anlamda, stratejinin temel hedefi olan “komünist bloğun denizlerde çevrelenmesi” büyük ölçüde başarılı oldu denebilir. Nitekim 1991’de Sovyetler çöktüğünde Pasifik’te ABD deniz üstünlüğü tartışmasız bir şekilde devam ediyordu.
Soğuk Savaş sonrası dönemde stratejinin hedefinde önemli bir kayma yaşandı. 1990’lardan itibaren Çin’in ekonomik ve askeri yükselişi, Ada Zinciri Stratejisinin yeni odak noktası haline geldi en.wikipedia.org. Sovyet tehdidinin kalkmasıyla, ABD’nin Pasifik’teki güç projeksiyonu artık esasen Çin’in çevrelenmesine ve dengelenmesine yönelmiş durumdadır. Bu değişim, stratejinin uygulanma şeklinde de bazı uyarlamaları beraberinde getirdi. Örneğin, 1992’de ABD’nin Filipinler’deki kalıcı üslerini kapatması bir gerileme olarak görünse de, 1996’daki Tayvan Boğazı krizisırasında ABD uçak gemilerinin birinci zincir hattına gönderilmesi, Washington’un bu stratejik hattı savunmaya devam ettiğini ortaya koymuştur. 2000’li yıllarda Çin donanmasının modernizasyon çabalarına paralel olarak ABD de Japonya ve Avustralya gibi müttefikleriyle deniz işbirliklerini derinleştirdi. 2010’larda ABD’nin bölgeye “Asya’ya Dönüş”(Pivot to Asia) adıyla bilinen stratejik yeniden odaklanması, özünde ada zinciri doktrinini güncelleyerek Çin’i çevrelemeyi hedefliyordu. Bu dönemde Japonya ile savunma işbirliği yeni boyutlar kazandı, Filipinler’le EDCA (Geliştirilmiş Savunma İşbirliği Anlaşması) imzalanarak ABD güçlerinin Filipin adalarına dönüşünün önü açıldı, Vietnam ve diğer Güneydoğu Asya ülkeleriyle ilişkiler geliştirildi. Tüm bu adımlar, ada zinciri hattının jeostratejik öneminin devam ettiğini teyit etmiştir. Özetle, Soğuk Savaş boyunca Ada Zinciri Stratejisi komünist yayılmayı kontrol altında tutma hedefine hizmet etmiş; Sovyetler Birliği’nin Pasifik’teki etkinliği sınırlandırılmış, Çin ise on yıllar boyunca ilk ada zincirinin ötesine çıkamayan kıyı donanmasıyla yetinmek zorunda kalmıştır andrewerickson.com. Bu strateji, Çin askeri planlamasını da doğrudan etkilemiştir: Çin’in ünlü amirali Liu Huaqing, 1980’lerde ülkesinin deniz kuvvetleri için ortaya koyduğu vizyonda, ilk aşamada 2000 yılına dek Birinci Ada Zinciri içinde hakimiyet kurma, ikinci aşamada 2020’lere doğru İkinci Ada Zinciri’ne kadar uzanma hedeflerini dile getirmiştirandrewerickson.com. Bu hedefler, Çin’in deniz gücü gelişiminin ABD’nin ada zinciri çerçevesine göre şekillendiğini göstermektedir. Nitekim Çin kaynakları açıkça ada zincirlerini, ABD tarafından kendi gelişimlerini engellemek için konulmuş “barikatlar” olarak tanımlamakta ve bu durumun Çin’in gerçek bir “mavi su donanması”(okyanus aşırı etki gücüne sahip donanma) haline gelmesini önlediğini vurgulamaktadır andrewerickson.com. Stratejinin bir diğer sonucu, Tayvan gibi bir kilit noktayı on yıllar boyunca ABD nüfuz alanında tutarak Asya-Pasifik’te güç dengelerinin ABD lehine sürdürülmesidir. Bu sayede, Çin 21. yüzyıla gelene dek Pasifik’te yerleşik Amerikan deniz üstünlüğüne doğrudan meydan okuyamamıştır. Soğuk Savaş bitiminden sonra strateji yeniden “güncellendi” ve Çin’in yükselişine karşı hem askeri hem siyasi bir araç olarak güçlendirilmiştir scmp.com. Sonuç olarak, Ada Zinciri Stratejisi ile hedeflenen denizden çevreleme büyük ölçüde gerçekleşmiş; Pasifik, 21. yüzyılın ilk çeyreğine kadar ABD ve müttefiklerinin kontrolünde kalmıştır.
Günümüzde Ada Zinciri Stratejisinin Durumu (2025)
2025 yılı itibarıyla, Ada Zinciri Stratejisi hala ABD’nin Hint-Pasifik bölgesindeki askeri stratejisinin temel taşlarından birini oluşturmaktadır ancak içerik ve uygulama bakımından Soğuk Savaş dönemine kıyasla bazı değişimler geçirmiştir. Birinci Ada Zinciri, halen aktif ve kritik bir savunma hattıdır: ABD ve müttefikleri bu hatta yoğun askeri varlık bulundurmaya devam etmektedir. Örneğin, Japonya’daki Amerikan kuvvetleri (özellikle Okinawa adasındaki üsler) güçlendirilirken Japon hükümeti de savunma harcamalarını artırarak bu hattın caydırıcılığını desteklemektedir. Tayvankonusunda ABD, resmi diplomatik tanıma olmamasına rağmen ada üzerindeki fiili caydırıcılığını sürdürmektedir – 2020’lerde ABD donanması ve müttefik gemileri Tayvan Boğazı’ndan düzenli geçişler yapmakta, adanın etrafında “seyrüsefer serbestisi” (FONOP) operasyonları düzenlenmektedir. Filipinler ile ilişkiler yeniden canlanmıştır; 2023’te imzalanan anlaşmalarla ABD, Filipinler’deki bazı askeri üs ve noktalara tekrar erişim elde ederek, birinci zincirin güney kanadındaki varlığını pekiştirmektedir. Birinci zincir hattı içindeki deniz anlaşmazlıkları – özellikle Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik ihtilafları – halen devam etmektedir. Çin’in bu bölgedeki yapay adalar inşa edip silahlandırması, ABD ve bölge ülkelerince birinci ada zincirinin istikrarına meydan okuyan bir gelişme olarak görülmektedir. ABD, bu duruma karşı bölge ülkeleriyle (Japonya, Avustralya ve Hindistan gibi) diplomatik ve askeri işbirliklerini artırmış, “özgür ve açık Hint-Pasifik” vizyonu çerçevesinde uluslararası hukuka dayalı deniz düzenini vurgulayarak Çin’in zincir içindeki hamlelerini dengelemeye çalışmaktadır.
İkinci Ada Zinciri de günümüzde ABD stratejisinin aktif bir parçasıdır. Bu hattın merkezi konumundaki Guam Adası, ABD için hayati önemini korumaktadır. Çin’in geliştirdiği orta menzilli balistik füzeler (ör. DF-26 “Guam öldürücü” olarak anılmaktadır) nedeniyle, Guam’daki Amerikan tesisleri balistik füze savunma sistemleriyle güçlendirilmiş ve askeri altyapı yenilenmiştir. ABD Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri, Çin’in olası bir çatışmada birinci zinciri aşma girişimlerine karşı ikinci zinciri bir “karşı-savunma hattı” olarak planlamaktadır. Örneğin Pasifik’teki Amerikan denizaltı faaliyetleri ve stratejik bombardıman uçuşları, ikinci zincir üzerindeki üslere (Guam’daki Andersen Hava Üssü vb.) dayanmaktadır. Mariana Adaları ve çevresindeki deniz sahası, ABD’nin Pasifik’teki tatbikat ve devriye alanı olarak yoğun şekilde kullanılmaktadır. İkinci zincirin güney uzantısındaki Palau gibi ülkelerle ABD arasında güvenlik işbirliği anlaşmaları yapılmış, bu sayede ABD’nin gerektiğinde ikinci hattın güney kesiminde de askeri varlık bulundurmasının önü açılmıştır. Kısacası, ikinci ada zinciri 2025 itibarıyla ABD’nin Caydırıcılık stratejisinin entegre bir parçası durumundadır: Birinci zincirdeki ileri mevzilerin riske girmesi halinde, ikinci zincir gerisindeki üslerden hızlı takviye ve karşı taarruz imkânı planlanmaktadır en.wikipedia.org.
Üçüncü Ada Zinciri, günümüzde ABD’nin stratejik derinlik unsuru olarak varlığını sürdürmektedir. Hawaii’deki Pasifik Filosu karargahı, Amerikan topraklarının dokunulmaz güvenlik alanını temsil edercesine, Pasifik harekâtlarının sinir merkezi olmaya devam etmektedir. Üçüncü zincir üzerinde yer alan Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ABD müttefikleri, son yıllarda Çin’in artan deniz nüfuzuna karşı ABD ile daha yakın çalışmaya başlamıştır. Örneğin Avustralya, ABD ve Birleşik Krallık ile birlikte AUKUS güvenlik paktını imzalayarak nükleer tahrikli denizaltılar edinme kararı almış, bu sayede üçüncü zincir hattında (Avustralya, Pasifik’in güneybatı ucunda yer alarak ikinci ve üçüncü zincirleri birleştirmektedir) caydırıcılık gücünü ciddi şekilde artırma yoluna gitmiştir. Yeni Zelanda da her ne kadar nükleer karşıtı politikaları nedeniyle ABD ile savunma işbirliğinde mesafeli olsa da, Pasifik ada ülkelerine yönelik Çin etkisine karşı ABD, Avustralya ve Japonya ile ortak girişimlere dahil olmaktadır. Üçüncü ada zinciri hattında, Çin’in henüz doğrudan askeri bir varlık gösterecek kabiliyeti bulunmamaktadır – Çin donanmasının menzili ve operasyon kapasitesi, henüz Hawaii ya da Avustralya çevresini tehdit edebilecek seviyede kabul edilmemektedir. Bu bakımdan, üçüncü zincir bugün de ABD kontrolündeki bir savunma kalkanı konumundadır. Ancak ABD stratejistleri, Çin’in gelecekte mavi su donanmasını daha da geliştirerek Pasifik’in uzak noktalarına erişebileceğini öngörmekte ve üçüncü zincirdeki ittifakları (örneğin Japonya’nın güvenlik rolünün bölge geneline genişletilmesi, İngiltere ve Fransa gibi NATO güçlerinin Pasifik’te devriye gezmesi vb.) şimdiden sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.
Öte yandan, önerilen dördüncü ve beşinci zincirler henüz aktif bir stratejiye dönüşmüş değildir. Bununla birlikte ABD, Hint Okyanusu ve Afrika boyutu da olan bu konsept doğrultusunda bazı jeostratejik hamleler yapmaktadır. Örneğin Hindistan ile ABD arasındaki savunma işbirliği son yıllarda belirgin şekilde arttı; iki ülke Hint Okyanusu’nda deniz tatbikatları yapmakta ve Lojistik Değişim Anlaşması gibi düzenlemelerle karşılıklı üs erişimini kolaylaştırmaktadır. Bu durum, dördüncü ada zincirinin düşünsel temelini oluşturan “Hint Okyanusu’nda Çin’i dengeleme” hedefine uygundur. Benzer şekilde, ABD ve müttefikleri Çin’in Afrikadaki ve Orta Doğu’daki yatırımlarına karşı alternatif ekonomik ve güvenlik işbirliği teklifleri sunmaktadır. Örneğin, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile Afrika’ya nüfuz etmesine karşılık, G7 ülkeleri Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı (PGII) gibi girişimlerle bölgeye yatırım vaatlerinde bulunmaktadır. Askeri planda da, ABD Afrika Boynuzu’nda konuşlu kalmaya devam ederek (Cibuti’deki varlığını korumakta) beşinci zincirin olası güzergâhında bir dayanak noktası elinde tutmaktadır. Özetle, birinci, ikinci ve üçüncü zincirler fiilen uygulanmakta; dördüncü ve beşinci zincirler ise şimdilik kavramsal ve öneri aşamasında olup, gelecekte Çin’in hamlelerine göre hayata geçirilebilecek esnek strateji unsurları olarak değerlendirilmektedir.
Ada Zinciri Stratejisi günümüzde sadece askeri tedbirlerle sınırlı değildir; aksine, ekonomik ve siyasi araçlarla takviye edilen bütüncül bir stratejinin parçası haline gelmiştir. ABD ve bölgedeki müttefikleri, Çin’i çevreleme ve dengeleme gayretlerini çok taraflı inisiyatifler yoluyla da yürütmektedir. Örneğin, Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (Quad)olarak bilinen ve ABD, Japonya, Hindistan, Avustralya’yı bir araya getiren oluşum, ilk bakışta gayriresmî bir güvenlik platformu gibi görünse de, faaliyet alanı sadece askeri işbirliğiyle sınırlı kalmamış; kalkınma projeleri, altyapı yatırımları, teknoloji ve tedarik zinciri işbirliği, deniz hukuku ve seyrüsefer serbestisi gibi konuları da gündemine almıştır cfr.org. Quad üyeleri, ortak açıklamalarında Hint-Pasifik’te kurallara dayalı bir düzeni sürdürme, deniz ticaret yollarının açık kalması, bölge ülkelerinin ekonomik kalkınmasına destek gibi hedefleri dile getirerek, aslında Çin’in Kuşak-Yol gibi girişimleriyle artan nüfuzunu dengelemeye çalışmaktadır cfr.org. Diğer taraftan AUKUSittifakı, doğrudan askeri kapasite geliştirmeye odaklanan üçlü bir pakt olarak (Avustralya, Birleşik Krallık, ABD) Pasifik stratejisinin önemli bir unsuru haline gelmiştir. AUKUS anlaşmasıyla Avustralya’ya nükleer denizaltı teknolojisinin transferi kararlaştırılmıştır ki ABD’nin normalde son derece hassas olan bu teknolojiyi paylaşmaya razı olması, Çin’i caydırmak için müttefiklerini güçlendirmeye verdiği önemin göstergesidir cfr.org. Nitekim ABD’li yetkililer, AUKUS’un açıkça Çin’i dengelemeye yönelik bir güvenlik düzenlemesi olduğunu ifade etmekten çekinmemişlerdir cfr.org. Bunun yanında, ABD bölgede geleneksel ittifak ağını da güncellemektedir: Japonya ve Güney Kore arasındaki işbirliğinin artırılması teşvik edilmekte, Filipinler ve Tayland gibi müttefiklerle ilişkiler onarılmakta, Pasifik Ada Ülkeleri’yle (Solomon Adaları, Papua Yeni Gine vb.) diplomatik angajman yoğunlaştırılmaktadır. Tüm bu siyasi ve ekonomik girişimler, Ada Zinciri Stratejisinin bir “yalnızca askeri çevreleme” yaklaşımından çıkarak, daha geniş kapsamlı bir stratejik rekabet konseptine dönüştüğünü göstermektedir. ABD Savunma Bakanlığı’nın da vurguladığı üzere, günümüz rekabeti yalnız askeri güçle değil, aynı zamanda ekonomik yatırımlar ve diplomatik ortaklıklarla kazanılacaktır cfr.org. Bu bağlamda, ada zincirleri boyunca yer alan ülke ve bölgelerin kalbini kazanmak, en az denizlere donanma konuşlandırmak kadar önemli hale gelmiştir.
Çin’in Yükselişi ve Stratejiyle Olan Bağlantılar
Ada Zinciri Stratejisinin güncellenmesinin başlıca sebebi, Çin’in son otuz yıldaki hızlı askeri yükselişi ve bölgesel iddialarıdır. Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanması (PLAN), 2000’lerden itibaren hızla modernize olarak “yakın deniz” odaklı bir kıyı donanmasından, okyanuslarda da varlık gösterebilen bir mavi su donanmasına dönüşme yoluna girmiştir. Bu dönüşüm sürecinde Çin, karşısında ada zinciri engelini bulmuştur. Çinli askeri stratejistler, Amerikan ada zinciri konseptini yakından inceleyerek kendi deniz stratejilerini buna göre şekillendirmişlerdir. Çin’in deniz kuvvetleri planlamasında, Birinci Ada Zinciri’nin içini savunma derinliği olarak kontrol etmek, İkinci Ada Zinciri’ne kadar olan alanda düşmana hareket serbestisi tanımamak ve uzun vadede Üçüncü Ada Zinciri sahasında okyanus ötesi harekât yapabilen küresel bir donanmaya sahip olmak hedefleri açıkça ortaya konmuştur amti.csis.org. Özellikle efsanevi Komutan Liu Huaqing’in belirlediği kademeli hedefler (2000’lere kadar birinci zincir, 2020’lere kadar ikinci zincir, 2050’ye doğru küresel deniz gücü) bugün de Çin’in deniz stratejisinin temelini oluşturmaktadır andrewerickson.com. Nitekim Çin donanması, 2025 yılı itibarıyla bu plan doğrultusunda önemli mesafe katetmiştir. İlk kez 2013’te Liaoning uçak gemisini Tayvan’ın doğusuna (yani birinci zincir dışına) çıkaran Çin, ardından Shandong uçak gemisini de devreye sokarak giderek daha uzak denizlerde tatbikatlar yapmaya başlamıştır. Haziran 2025’te Çin donanmasının iki uçak gemisi grubunu İkinci Ada Zinciri’nin ötesindeki açık Pasifik sularına aynı anda sevk etmesi, Pekin’in 2035’e kadar tam manasıyla bir okyanus donanması kurma hedefi yolunda önemli bir eşik olarak değerlendirilmektedir scmp.com. Çin kaynakları bu tür uzun menzilli seferleri “uzak deniz savunma kabiliyetinin sınanması” olarak tanımlamakta ve adeta ada zincirlerini aşmayı başaran bir deniz gücünün işaretleri olarak sunmaktadır scmp.com.
Tayvan meselesi, Çin’in yükselişi ile Ada Zinciri Stratejisinin kesişim noktasında en kritik konu olarak durmaktadır. Çin, Tayvan’ı kendi ayrılmaz parçası olarak görürken, ABD ve müttefikleri Tayvan’ın fiili özerkliğini ve demokratik yapısını koruma eğilimindedir. Stratejik olarak Tayvan, birinci ada zincirinin tam ortasında yer alır ve MacArthur’un ifadesiyle bu zincirin “kilit taşı” niteliğindedir scmp.com. Çinli stratejistler de bunun farkında olarak, Tayvan’ın “Ada Zinciri Stratejisini kırabilecek kilit bir halka” olduğunu belirtmektedirler reddit.com. Eğer Pekin yönetimi Tayvan’ı kontrolü altına alabilirse, hem ABD’nin bölgedeki güvenilirliği büyük darbe alacak, hem de birinci zincirdeki savunma hattı çökecektir. Böyle bir durumda Amerikan savunma planlamacıları ikinci hatta (Guam ve Japonya’nın doğusu) çekilmek zorunda kalınabileceğini, hatta MacArthur’un uyarısında belirttiği gibi Pasifik’teki Amerikan stratejik sınırının Hawaii’ye veya en kötü ihtimalle Amerikan anakarasına kadar geri itilebileceğini öngörmektedir andrewerickson.com. Bu nedenle Tayvan krizi, sadece iki Çin arasındaki bir anlaşmazlık değil, Ada Zinciri Stratejisinin işlerliği açısından da bir turnusol kağıdıdır. 1995-96 ve 2022’de yaşanan Tayvan Boğazı gerginlikleri, Çin’in askeri gücünü artırdıkça Tayvan’a karşı daha cüretkar adımlar atabildiğini göstermiştir. Özellikle Ağustos 2022’deki krizde Çin, Tayvan çevresinde geniş çaplı tatbikatlar ve fiili abluka denemeleri yaparak ilk defa birinci zincirin ötesine balistik füzeler fırlatmış, hatta Japonya kara sularına düşecek şekilde füze testleri gerçekleştirmiştir. Bu gövde gösterisi, ada zinciri hattının ne denli baskı altına girebileceğini ortaya koymuştur. ABD ise bu krize karşı bölgeye uçak gemisi göndererek ve müttefikleriyle (Japonya, Güney Kore, Avustralya) dayanışma sergileyerek karşılık vermiş; birinci zincirin ihlaline müsamaha göstermeyeceği mesajını vermiştir. Ancak Çin’in askeri kapasitesi büyüdükçe, Tayvan’a yönelik potansiyel bir harekatın riskleri de artmaktadır. Bu durum, ada zinciri stratejisine yeni boyutlar eklenmesini zorunlu kılmaktadır: Tayvan’ı doğrudan savunmak yerine Çin’in harekatını zorlaştıracak asimetrik önlemler (örneğin Çin limanlarına deniz abluka tehditleri, füze savunma sistemleri, siber ve ekonomik yaptırımlar) gibi seçenekler de tartışılmaya başlanmıştır.
Güney Çin Denizi’ndeki gelişmeler de Ada Zinciri Stratejisi ile yakından ilişkilidir. Burası coğrafi olarak birinci ada zincirinin güney bölümünde yer alır ve zengin enerji kaynakları ile kritik deniz yollarını barındırır. Çin, son on yılda Güney Çin Denizi’nde agresif bir tutum sergileyerek uluslararası hukukun tanımadığı geniş bir alanı (dokuz çizgili hat içinde kalan bölgeyi) tarihsel egemenlik alanı ilan etti. Bunu desteklemek için de Spratly ve Paracel takımadalarında yapay adalar inşa ederek bunları askeri tesislere dönüştürdü. Bu adacıklar üzerinde inşa edilen pistler, radarlar ve füzeler, Çin’e bir nevi “ileri karakollar” sağladı. Stratejik açıdan bakıldığında, Çin’in bu hamlesi ada zinciri stratejisine doğrudan bir meydan okuma niteliğindedir: Birinci zincirin içindeki bu yapay adalar, Çin’e zincirin gerisinde yeni dayanak noktaları kazandırmakta ve Çin donanmasının mavi sularda devriye kabiliyetini artırmaktadır. ABD bu durumu dengelemek için Güneydoğu Asya Uluslarıyla (özellikle Filipinler, Vietnam, Malezya) işbirliğini güçlendirmekte, bu ülkelerin deniz kuvvetlerine eğitim ve ekipman desteği vermektedir. Ayrıca Amerikan donanması, Çin’in hak iddia ettiği sularda serbest geçiş operasyonları düzenleyerek bu iddiaları fiilen tanımadığını göstermektedir. Uluslararası mahkemeler de (Lahey’deki Daimi Tahkim Mahkemesi’nin 2016 kararı gibi) Çin’in Güney Çin Denizi iddialarını geçersiz saymış, bu da ABD ve müttefiklerine hukuki bir zemin kazandırmıştır. Özetle, Güney Çin Denizi cephesi, ada zinciri stratejisinin günümüzdeki en hareketli sahalarından biridir ve Çin’in yükselişiyle bu bölgedeki çekişme stratejinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Çin’in yükselişine karşı ABD ve müttefikleri, AUKUS ve Quad gibi yeni ittifak yapıları oluşturarak Ada Zinciri Stratejisini desteklemektedir. Quad ülkeleri (ABD, Japonya, Hindistan, Avustralya), resmî bir askeri ittifak olmasa da, fiilen bir demokrasiler koalisyonu olarak Çin’in bölgedeki etkisini dengelemeye çalışmaktadır. Bu dört ülke, Hint-Pasifik’in serbest ve açık kalması, hukukun üstünlüğünün korunması konusunda hemfikirdir ve ortak açıklamalarında Çin’i ismen zikretmeseler de, “tek taraflı statüko değişikliklerine” karşı duracaklarını belirtmektedirler. Quad’ın önemli bir veçhesi, askeri olmayan alanlarda da işbirliği yapılmasıdır (ör. bölgeye COVID-19 aşısı tedariki, iklim finansmanı, yeni teknolojilerde standart belirleme gibi girişimler). Bu sayede, Ada Zinciri Stratejisinin sadece gemiler ve füzelerle değil, kalpleri ve zihinleri kazanarak da başarılı olabileceği yönünde bir yaklaşım benimsenmiştir cfr.org. AUKUS ise doğrudan askeri kapasite geliştirmeye odaklıdır. Avustralya’nın nükleer denizaltılarla donatılacak olması, Çin’e Hint-Pasifik’in güney kesiminde güçlü bir denizaltı caydırıcılığı çıkaracağı anlamına gelir. Bu da Çin’in olası “ada zincirini kırma” girişimlerini (örneğin Avustralya çevresinden dolaşarak Pasifik’e sızma gibi) daha riskli hale getirecektir. ABD ve İngiltere’nin AUKUS kapsamında Avustralya’yla paylaştığı ileri askeri teknolojiler (nükleer tahrik, hipersonik füze, siber yetenekler vb.), bir bakıma ada zinciri stratejisinin 21. yüzyılda teknolojik üstünlükle desteklenmesi gayretidir cfr.org.
Çin’in yükselişi aynı zamanda büyük güç rekabetinin geri dönüşü olarak nitelenmektedir. ABD, 2017 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Çin’i (ve Rusya’yı) revizyonist büyük güçler olarak tanımlamış ve uzun vadeli stratejik rekabete girildiğini duyurmuştur. Bu yeni rekabet ortamında, Ada Zinciri Stratejisi bir mihenk taşı işlevi görmektedir. Çin’i sınırlamak için geliştirilen tüm planlar (askeri konuşlanmalar, ittifak ağları, ekonomik kuşatma adımları) coğrafi olarak ada zinciri hattına dayanmaktadır. Çin de kendi tarafında “kuşatılmışlık sendromu” ile hareket ederek, bu hattı yarıp okyanuslara açılmayı ulusal bir hedef haline getirmiştir andrewerickson.com. Örneğin emekli Çin Amiral Zhang Zhaozhong, Guam adasının ABD tarafından “hemen uçak ve denizaltı çıkarabilecek” bir ileri üs olarak kullanıldığını, bunun da Tayvan gibi bölgelerde Çin’e tehdit oluşturduğunu ifade etmiştir andrewerickson.com. Bu sözler, Çin’in ada zincirlerini ABD’nin sıçrama tahtaları olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Çin donanması, birinci zincirin içindeki dar geçitlerden (ör. Miyako Boğazı, Bashi Kanalı) düzenli olarak filolar geçirerek okyanusa açılma alıştırmaları yapmakta ve Çin medyası her seferinde bu başarıları epik bir dille işleterek denizcilerinin “zincirleri kırıp uzak denizlere yelken açtığını” duyurmaktadır andrewerickson.com. Bu psikolojik-propagandif boyut bile, ada zincirlerinin halen sembolik birer eşik olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak, Çin’in yükselişi Ada Zinciri Stratejisini hem askeri, hem ekonomik, hem de politik boyutlarda yeniden gündemin merkezine taşımıştır. Tayvan krizi ve Güney Çin Denizi ihtilafları, stratejinin askeri önemini somutlaştırırken; AUKUS ve Quad gibi oluşumlar da stratejinin çok taraflılık ve diplomasi ile desteklendiği yeni bir dönemi başlatmıştır. Çin ve ABD arasında Pasifik’teki güç mücadelesi, bir bakıma bu tarihi stratejinin güncellenmiş bir versiyonu olarak tezahür etmektedir. Coğrafya değişmediği için, ada zincirleri halen jeostratejik değeri yüksek konumlar olarak öne çıkmaktadır – modern teknolojinin hızı ve yıkıcılığı ne olursa olsun, yüksek yoğunluklu ve sürdürülebilir operasyonlar için uygun mevkilerdeki kara parçalarına sahip olmak kritik önem arz etmeyi sürdürmektedir andrewerickson.com. Ada Zinciri Stratejisi, 21. yüzyılda da ABD’nin denizlere hakim olma ve rakiplerini çevreleme politikasının kılavuz ilkelerinden biri olmaya devam edecektir. Bu stratejinin başarısı, yalnız askeri güçle değil, aynı zamanda bölge ülkeleriyle geliştirilecek ekonomik ve siyasi ortaklıklarla belirlenecektir. Ada halkalarından oluşan bu jeopolitik satranç tahtasında, Çin’in hamleleri ve ABD öncülüğündeki karşı hamleler, önümüzdeki yıllarda Hint-Pasifik’in güç dengesini tayin edecek en önemli faktörlerden biri olacaktır.
Kaynaklar:
- MacArthur, Douglas. “Message on Formosa” (17 Ağustos 1950) – Truman Kütüphanesi arşivi andrewerickson.com andrewerickson.com.
- Dulles, John Foster. Pasifik Güvenlik Konsepti Üzerine Açıklama (1951) – SCMP haberi üzerinden alıntı scmp.com.
- South China Morning Post (SCMP) – “What is the US’ island chain strategy and what does it mean for China?” (Enoch Wong, 16 Haziran 2025)scmp.com scmp.com.
- Wikipedia (İng.) – “Island Chain Strategy” maddesi en.wikipedia.org en.wikipedia.org.
- Asia Maritime Transparency Initiative (CSIS) – Wilson VornDick, “China’s Reach Has Grown; So Should the Island Chains” (22 Ekim 2018)amti.csis.org amti.csis.org.
- Andrew S. Erickson & Joel Wuthnow, “Why Islands Still Matter in Asia: The Enduring Significance of the Pacific Island Chains” – China Quarterly analizinden alıntılar andrewerickson.com andrewerickson.com.
- Council on Foreign Relations (CFR) – Manjari Chatterjee Miller, “The Quad, AUKUS, and India’s Dilemmas”(2021) cfr.orgcfr.org.
- Office of the Historian, US Department of State – Foreign Relations of the United States, 1952–54, China and Japan, vol. XIV (belge 196, 22 Mayıs 1954) history.state.gov.
YouTube Videoları:




















