Derealizasyon

Derealizasyon: Gerçeklik Algısının Bozulması

Tarihsel Gelişim ve Literatüre Girişi

Derealizasyon kavramı ilk kez 19. yüzyılın sonlarında psikiyatri literatürüne girmiştir. Bu terimi 1898 yılında Alman psikiyatrist Ludwig Meyer kullanmış, ardından Ludwig Binswanger ve Karl Jaspers gibi psikiyatrlar fenomenolojik psikiyatri içinde ayrıntılı olarak incelemiştir (Simeon & Abugel, 2006). 20. yüzyılın başlarından itibaren dissosiyatif bozukluklar kapsamında değerlendirilen bu durum, özellikle 1980’de yayımlanan DSM-III ile birlikte resmi tanısal sınıflandırmalara girmiştir. Günümüzde derealizasyon, genellikle “Depersonalizasyon/Derealizasyon Bozukluğu”başlığı altında DSM-5’te yer almaktadır (American Psychiatric Association, 2013).

Derealizasyon Nedir?

Derealizasyon, kişinin dış dünyayı yabancı, gerçek dışı, sisli, donuk veya yapay algılamasıyla karakterize edilen bir psikiyatrik fenomendir. Kişi etrafındaki nesneleri ve insanları sanki bir film sahnesindeymiş gibi algılar; olaylara ve çevresine yabancılaşır. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta, bu durumda kişinin gerçeklik testi bozulmaz; yani birey yaşadıklarının bir halüsinasyon değil, zihinsel bir algı bozukluğu olduğunun farkındadır.

Belirtiler ve Semptomlar

Derealizasyon bozukluğunda görülen yaygın belirtiler şunlardır:

  • Çevrenin sisli, bulanık veya yapay algılanması
  • Zamanın yavaşlamış veya hızlanmış gibi hissedilmesi
  • Renklerin, seslerin ya da boyutların olduğundan farklı algılanması
  • İnsanların ya da nesnelerin gerçek dışı veya mekanik görünmesi
  • Kendi duygularına ve çevresine karşı duygusal uzaklık hissi
  • Kişinin kendini sanki bir camın arkasından dünyaya bakıyormuş gibi hissetmesi

Bu belirtiler, anksiyete bozuklukları, panik ataklar veya yoğun stres dönemlerinde de geçici olarak ortaya çıkabilir. Ancak semptomlar kronikleştiğinde ve işlevselliği bozduğunda derealizasyon bozukluğu tanısı düşünülür.

Nasıl İşler ve İnsanı Nasıl Etkiler?

Nörobiyolojik araştırmalar, derealizasyonun beynin prefrontal korteks ile limbik sistem arasındaki bağlantıların işlev bozukluğundan kaynaklanabileceğini öne sürmektedir (Sierra & Berrios, 1998). Stres ve travma anlarında beynin aşırı yüklenmeye karşı bir korunma mekanizması geliştirdiği, bunun sonucunda da çevresel uyarıların “gerçek dışı” algılandığı düşünülmektedir.

Bu durum kişilerde:

  • Sosyal ilişkilerde kopukluk
  • İş ve okul performansında düşüş
  • Kaygı bozukluğu ve depresyon ile eş tanı (komorbidite)
  • Kendi benlik algısında bozulma

gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir.

Olası Tedavi Yöntemleri

Derealizasyon için tek başına %100 etkili bir tedavi mevcut değildir. Ancak çeşitli yöntemlerin semptomları hafifletmede yararlı olduğu bulunmuştur:

  1. Psikoterapi
    • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Hastanın gerçeklik algısını yeniden yapılandırmaya ve anksiyeteyi azaltmaya yönelik teknikler kullanılır.
    • Dissosiyatif terapi yaklaşımları: Travma odaklı çalışmalarda etkili olabilir.
  2. İlaç Tedavisi
    • Antidepresanlar (özellikle SSRI grubu) ve anksiyolitikler bazı hastalarda fayda sağlayabilir.
    • Lamotrijin gibi antiepileptik ilaçların da etkili olabileceğine dair klinik çalışmalar bulunmaktadır.
  3. Yaşam Tarzı ve Destekleyici Yöntemler
    • Stres yönetimi ve gevşeme teknikleri
    • Düzenli uyku ve egzersiz
    • Mindfulness ve meditasyon uygulamaları

Sonuç

Derealizasyon bozukluğu, kişinin gerçeklik algısını kökten sarsabilen ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir durumdur. Her ne kadar kesin bir tedavisi olmasa da, psikoterapi ve destekleyici yaklaşımlar sayesinde semptomlar büyük ölçüde hafifletilebilmektedir.

📚 Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed.). Washington, DC.
  • Simeon, D., & Abugel, J. (2006). Feeling Unreal: Depersonalization Disorder and the Loss of the Self. Oxford University Press.
  • Sierra, M., & Berrios, G. E. (1998). Depersonalization: Neurobiological perspectives. Biological Psychiatry, 44(9), 898–908.
Back to site top