Sultanizm ve Kurumsal Yıkım: Kurumların Tasfiyesi ve Şahsileşen Tahakküm

Siyaset bilimi ve sosyoloji literatüründe sultanizm, kurumsal yapıların zayıfladığı veya tamamen ortadan kaldırıldığı, iktidarın rasyonel-yasal sınırlamalardan azade biçimde tek bir figürün keyfi iradesine bağlandığı rejimleri ifade eder. Totaliter veya otoriter rejimlerin aksine, sultanist sistemlerin ayırt edici temel dinamiği kurumsuzlaşma (de-institutionalization) sürecidir. Totaliter rejimlerde güçlü bir parti aygıtı veya ideolojik bürokrasi, askeri diktatörlüklerde ise kurumsal bir ordu hiyerarşisi tahakkümü yapılandırırken; sultanizmde liderin mutlak gücü karşısında özerk kalabilen hiçbir maddi veya manevi kurum bırakılmaz (Linz & Stepan, 1996).
Sultanist rejimlerde kurumların tasfiyesi yalnızca parlamentonun, anayasal mahkemelerin veya bürokratik kademelerin işlevsizleştirilmesiyle sınırlı değildir. Bu rejimler, toplumsal düzeni, adaleti, iktisadi rasyonaliteyi ve hatta ahlaki normları bir arada tutan makro ve mikro düzeydeki tüm kurumları felç ederek tahakkümün sınırlarını toplumsal kılcal damarlara kadar genişletir (Chehabi & Linz, 1998).
Siyasi ve Hukuki Kurumların Çözülmesi: Keyfiyetin Yasallaşması
Sultanist bir yapının inşasında ilk hedef, liderin iradesini sınırlama potansiyeli taşıyan hukuki ve siyasi kurumlardır. Hukukun üstünlüğü (rule of law) ilkesi, yerini liderin anlık kararlarına ve fermanlarına bırakır. Bu süreçte anayasalar geçerliliğini yitirir, yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılır ve kurumsal denetim mekanizmaları tamamen lağvedilir.
Max Weber’in dikkat çektiği üzere, sultanist rejimlerde rasyonel-yasal otoritenin öngörülebilir kuralları, yerini liderin tamamen şahsi ve gelenek ötesi keyfiyetine bırakır (Weber, 1922). Hukuk kurumu işlevsizleştiğinde, toplumsal düzeni sağlamak adına devletin meşru şiddet tekeli de yozlaşır. Bu aşamada rejim, resmi güvenlik kurumlarının yanı sıra veya onların yerine, lidere doğrudan bağlı enformel yapıları ve suç örgütlerini (mafya, paramiliter milisler) ikame edebilir.
Yargı sisteminin felç edilmesi ve enformel güç odaklarının (mafya yapıları) devlet desteğiyle alan kazanması, vatandaşların temel hak arama hürriyetini ve adalet mekanizmasını yok eder. Hukukun öngörülebilirliği ortadan kalktığında, bireylerin haklarını kurumsal yollarla alamadığı, adaletin ancak lidere veya onun enformel kliklerine olan yakınlıkla ölçüldüğü bir asimetri doğar (Chehabi & Linz, 1998).
Ekonomik Kurumların Tahribatı: Serbest Piyasanın ve Özlük Haklarının Gaspı
Sultanizm, iktisadi alanı rasyonel piyasa kuralları veya mülkiyet hukuku çerçevesinde değil, tamamen patrimonyal bir ganimet ve sadakat dağıtım mekanizması olarak kurgular. Serbest piyasa ekonomisinin kuralları, bağımsız merkez bankaları ve denetleme kurulları gibi iktisadi kurumlar ya kağıt üzerinde bırakılır ya da tamamen tasfiye edilir.
Bu kurumsal yıkım, doğrudan sermaye ve işgücü piyasalarını hedef alır:
Mülkiyet Güvencesinin Ortadan Kalkması: Sultanist rejimlerde mülkiyet hakkı kurumsal güvence altında değildir. Sermaye sahiplerinin varlıklarını koruyabilmesi, piyasa başarısına değil, "Sultan"a ve onun yakın çevresine gösterdikleri mutlak biata bağlıdır. Sadakat göstermeyen sermaye grupları kurumsal tasfiyeler, vergi cezaları veya doğrudan müsadere yöntemleriyle sistem dışına itilir.
İşçi Haklarının ve Sendikaların Felç Edilmesi: Toplumsal bir kurum olan emek örgütlenmeleri ve sendikal yapılar, sultanist düzende en büyük tehdit unsurlarından biri olarak görülür. İşçilerin özlük haklarını koruyan kurumsal yapılar lağvedildiğinde veya rejime göbekten bağlı "sarı sendikalara" dönüştürüldüğünde, emek kesimi korumasız kalır. İşçiler, rejimin finansörü konumundaki sultan yanlısı patronlara karşı hiçbir yasal hak iddia edemez hale getirilir. İktisadi ilişkiler, hukuki sözleşmelerden ziyade bir tür modern feodal bağımlılık ilişkisine dönüşür (Linz & Stepan, 1996).
Sosyal, Eğitsel ve Manevi Kurumların Felç Edilmesi
Sultanizmin kurumsal tasfiye operasyonu maddi kurumlarla sınırlı kalmayıp, toplumu ayakta tutan manevi, eğitsel ve normatif kurumları da kapsar. Milliyetçilik, dini inanç, aile ve eğitim gibi yapılar, toplumsal uzlaşı zeminleri olmaktan çıkarılarak liderin şahsını kutsayan birer ideolojik aparat haline getirilir.
Eğitim Kurumlarının Özerkliğinin Yok Edilmesi
Eğitim, eleştirel düşünce üreten ve rasyonel bireyler yetiştiren bir kurum olmaktan çıkarılır. Üniversitelerin akademik özerkliği, müfredatların bilimsel nesnelliği yok edilerek; eğitim sistemi tamamen liderin kültünü meşrulaştıran, sorgulamayan ve biat eden kitleler üretmeye programlanmış bir aygıta dönüştürülür. Kurumsal liyakat ilkeleri yıkılarak tüm eğitsel yönetim kademeleri sadakat temelinde atanmış figürlerle doldurulur.
İnanç ve Değerler Sisteminin Araçsallaştırılması
Dini inançlar ve manevi değerler, ahlaki birer denetim mekanizması olma vasfını kaybeder. Sultanist rejimlerde inanç kurumu, liderin günahlarından ve keyfi kararlarından ari, sorgulanamaz bir figür olduğunu topluma aşılamak üzere manipüle edilir. Kurumsallaşmış dini yapılar (diyanet işleri, kiliseler veya dini otoriteler), evrensel ahlaki ilkeleri savunmak yerine, liderin siyasi hamlelerini meşrulaştıran teolojik kılıflar üretmekle görevlendirilir.
Toplumsal Düzeni Sağlayan Normatif Bağların Kopması
Evlilik, aile ve toplumsal dayanışma gibi mikro kurumlar dahi bu de-enstitülasyon (kurumsuzlaşma) sürecinden etkilenir. Toplumu bir arada tutan ortak değerler, adalet duygusu ve liyakat anlayışı tasfiye edildiğinde, toplumsal doku çözülmeye başlar. Bireyler arası güven ilişkisi yok olur ve toplumsal yükselmenin yegane yolu kurumsal başarı değil, lidere eklemlenmiş şahsi ilişkiler ağı haline gelir (Chehabi & Linz, 1998).
Sonuç olarak sultanizm, kurumsal olan her şeye karşı yapısal bir husumet besler. Çünkü kökleşmiş ve özerk her kurum, liderin mutlak ve keyfi tahakkümünün önünde birer bariyerdir. Kurumların paramparça edildiği bu düzende, devlet ve toplum kuralsız bir boşluğa sürüklenir; geriye kalan tek şey ise liderin sınırsızlaştırılmış şahsi iradesidir.
Kurumsal Çözülme ve Şahsileşme Dinamikleri
Kurumsuzlaşma (De-institutionalization): Siyasi, hukuki, ekonomik ve sosyal kurumların özerkliklerini, kurallarını ve yapısal işlevlerini kaybederek tek bir liderin iradesine bağımlı hale gelmesi süreci.
Keyfi Otorite (Arbitrary Power): Karar alma süreçlerinin rasyonel, yazılı ve öngörülebilir hukuk kurallarına göre değil; yöneticinin anlık isteklerine, şahsi menfaatlerine ve duygusal kararlarına göre şekillenmesi durumu.
Ahbap-Çavuş Kapitalizmi (Crony Capitalism): Ekonomik kaynakların, ihalelerin ve imtiyazların serbest piyasa kuralları yerine, lidere yakınlık ve siyasi sadakat derecesine göre dağıtıldığı yozlaşmış iktisadi sistem.
Enformelleşme (Informalization): Resmi, yasal ve anayasal kurumların işlevsizleştirilerek, devlet yönetiminin mafya, klik veya aile gibi yasa dışı/kayıt dışı aktörler eliyle yürütülmesi eğilimi.
Kaynakça ve İleri Okuma Listesi
Chehabi, H. E., & Linz, J. J. (1998). Sultanistic regimes. Johns Hopkins University Press.
Linz, J. J., & Stepan, A. (1996). Problems of democratic transition and consolidation: Southern Europe, South America, and post-communist Europe. Johns Hopkins University Press.