Deniz Göktaş vakasının ilk bölümünde, ceza muhakemesi süreçlerini harekete geçiren dinamikleri, birbirinden bağımsız hareket eden "on milyonda 21" kişilik mikroskobik bir azınlığın istatistiki anomalisi olarak ele almıştık. Bu ilk varsayım, modern dijital kamusal alanın öngörülemez ve dağınık yapısına dayanan liberal bir okumadır. Ancak madalyonun tersi çevrildiğinde ve olaylar silsilesi kronolojik bir bütünlük içinde analiz edildiğinde, karşımıza rasyonel tesadüflerle açıklanamayacak kadar simetrik, korele ve kusursuz işleyen bir mekanizma çıkmaktadır.
Bu ikinci bölümde; CİMER şikayetçilerinden sosyal medyadaki tetikçi trol ağlarına, emniyet ifadesini sızdıran odaklardan adliye koridorlarında "ters kelepçe provası" yaptıran aktörlere kadar tüm unsurların, aynı toplum mühendisliği (social engineering) laboratuvarından çıkan bütüncül bir planın çarkları olup olmadığı sorusu masaya yatırılacaktır.
Dijital Piyadeler: Korelasyon mu, Yoksa Tek Merkezli Komuta mı?
Hukuk sosyolojisi ve kitle psikolojisi literatürü, geniş halk kitlelerinin eş zamanlı ve koordineli hareketlerini incelerken iki temel kavrama başvurur: Kendiliğinden gelişen kolektif davranış (collective behavior) ve dışarıdan güdümlü kitle manipülasyonu (mass manipulation). Deniz Göktaş’ın YouTube videosunun yayınlanmasının hemen ardından, birbirini hiç tanımayan 185 kişinin münferiden CİMER mekanizmasını çalıştırması teorik olarak mümkündür. Ancak bu şikayet dalgasıyla milimetrik bir senkronizasyon içinde, sosyal medyada yüzlerce "rol/bot" hesabın aleyhte linç kampanyası başlatması, rastlantı sınırlarını aşan bir korelasyona işaret eder.
Halkla ilişkiler ve modern propagandanın kurucusu kabul edilen Edward Bernays, demokratik toplumlarda kitlelerin görünmeyen bir mekanizma tarafından manipüle edildiğini ve bu mekanizmayı yönetenlerin "görünmez bir hükümet" (invisible government) oluşturduğunu ileri sürmüştür (Bernays, 1928). Bu perspektiften bakıldığında, 185 CİMER şikayetçisi, sistemin düğmesine basıldığında harekete geçen dijital piyadeler (digital infantry) rolündedir. Troll ağları ise bu piyadelerin açtığı yolu genişleten algoritmik tazyik unsurlarıdır. İki yapının aynı zaman diliminde aynı hedefe kilitlenmesi, arkalarında tek bir "üst akıl" veya merkezi bir senaryo odası olduğu tezini kuvvetlendirmektedir.

İfadenin Sızdırılması ve Beş Provalı Tiyatro: Kurumsal Senkronizasyon
Vakanın en radikal ve ceza muhakemesi hukukunu tamamen boşa çıkaran aşaması, şüphelinin henüz hakimliğe sevk edilmeden önce emniyet ifadesinin kamuoyuna sızdırılması ve avukatının beyanına göre ters kelepçeli görüntüsünün beş kez prova edilerek kaydedilmesidir. Emniyet veya adliye içerisindeki bürokratik mekanizmaların, dışarıdaki trol hesapların sosyal medya ajandasıyla bu denli uyumlu çalışması, devlet aygıtının bazı hücrelerinin de bu toplum mühendisliği çalışmasına entegre edildiği şüphesini doğurur.
Fransız düşünür Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu (Discipline and Punish) adlı eserinde, iktidarın cezalandırma pratiğini topluma bir "gösteri" ve "uyarı" olarak sunduğunu, bu ritüellerin amacının suçluyu ıslah etmekten ziyade egemenin gücünü ilan etmek olduğunu belirtir (Foucault, 1975). Adliye koridorlarında çekilen o beş provalı video, hukuki bir sürecin parçası değil; aksine, topluma korku ve nizam enjekte etmeyi amaçlayan bir "iktidar performansı" tasarımıdır. İfadenin sızdırılması ve bu provanın yapılması, dışarıdaki trol ordusunun "zaten tutuklanacak" anlatısını (narrative) beslemek için üretilmiş kurumsal lojistik destektir.
Kölelerin İllüzyonu: Aynı Kampta, Aynı Sahibin Hizmetinde
Bu bütüncül manzara, karşımızda dağınık ve birbirinden habersiz aktörlerin olmadığını; aksine, belirli bir sosyo-politik tasarımı hayata geçirmekle görevlendirilmiş, aynı kampa ait unsurların bulunduğunu düşündürmektedir. Sosyal medyadaki tetikçi klavyeler, CİMER ekranının başındaki figüranlar ve hukuku çiğneyerek sızıntı yapan bürokratik odaklar; aslında aynı orkestra şefinin baget hareketlerine göre pozisyon alan enstrümanlardan ibarettir.
Buradaki en büyük ironi, bu mekanizmanın içerisindeki alt unsurların (trollerin ve şikayetçilerin) kendilerini "kamu düzenini koruyan kutsal gönüllüler" olarak görmeleridir. Oysa yapısal analiz, bu aktörlerin kendi iradeleriyle hareket eden özneler değil, toplum mühendisliği çarkının dönmesini sağlayan ve aynı sahibe hizmet eden algoritmik köleler olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak Deniz Göktaş olayı; rastlantısal bir infial dalgası olmaktan ziyade, kamusal alanı evrensel hukuk ilkelerinden arındırarak tasarlanmış bir korku iklimine sabitlemek isteyen yapısal bir operasyonun habercisidir.

Toplum Mühendisliği ve Siyasal İletişim Kavramları
Toplum Mühendisliği (Social Engineering): Kitlelerin tutum, davranış ve sosyal algılarını belirli bir ideolojik veya siyasi amaca yönelik olarak manipüle etme, dönüştürme ve yapılandırma pratiği (Bernays, 1928).Görünmez Hükümet (Invisible Government): Kamuoyunu ve demokratik süreçleri arka planda organize propaganda ve algı yönetimi teknikleriyle kontrol eden, resmi olmayan güç odakları (Bernays, 1928).İktidar Performansı (Performance of Power): Hukuki süreçlerin, yargısal bir amaçtan ziyade topluma güç gösterisi yapmak, gözdağı vermek ve hegemonik kontrolü pekiştirmek amacıyla bir sahne şovuna dönüştürülmesi (Foucault, 1975).Algoritmik Kölelik (Algorithmic Servitude): Dijital platformlarda trol ağları, bot hesaplar ve yönlendirilmiş kitleler aracılığıyla, bireylerin farkında olmadan belirli bir merkezin ajandasına hizmet edecek şekilde araçsallaştırılması durumu.
Kaynakça ve İleri Okuma Listesi
Bernays, E. (1928). Propaganda. Horace Liveright.Foucault, M. (1975). Surveiller et punir: Naissance de la prison. Gallimard.