ABD'nin Statükocu Süper Güçten, Revizyonist Güce Dönüşmesi

Bölüm II: Rollerin Değişimi – "Statükocu Süper Güç"ten "Revizyonist" ABD'ye mi?

Uluslararası ilişkiler teorisinde devletler, kurulu küresel düzeni koruma veya değiştirme istencine göre katı bir biçimde "statükocu" ve "revizyonist" olarak ikiye ayrılır. Geleneksel okumada, II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Bretton Woods sisteminin, Birleşmiş Milletler hukukunun ve Soğuk Savaş sonrası liberal küreselleşmenin mimarı olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), statükonun mutlak koruyucusu olarak kabul edilir. Ancak 21. yüzyılın çeyrek asrı geride kalırken, küresel jeopolitik dinamikler bu katı ikiliği altüst eden paradoksal bir dönüşüme sahne olmaktadır: Kendi kurduğu sistemin çıkarlarına yetmediğini gören hegemonik bir güceğin, bizzat o sistemi tasfiye etmeye veya dönüştürmeye çalışması.

1. Küreselleşmenin İronisi: Çin'in Yükselişi ve Batı'nın Kaybı

Soğuk Savaş’ın ardından ilan edilen "Tarihin Sonu" tezi, liberal kapitalizmin ve küreselleşmenin tüm dünyaya yayılmasını öngörüyordu. Batı dünyası, özellikle de ABD, küreselleşmenin kendi liderliğini ebedi kılacağını varsaymıştı. Ancak süreç, Amerikan elitlerinin öngördüğünden farklı bir evrim geçirdi. 2001 yılında Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) katılmasıyla başlayan süreç, Pekin'in küresel pazar kurallarını kullanarak muazzam bir ekonomik, teknolojik ve askeri kapasiteye ulaşmasının önünü açtı.

Küreselleşme, Amerikan sermayesine büyük karlar getirse de, Amerikan endüstriyel tabanının zayıflamasına (deindustrialization) ve daha da önemlisi, Çin'in yapay zekadan kuantum bilgisayarlara, hipersonik füzelerden yeşil enerji teknolojilerine kadar her alanda ABD ile kafa kafaya yarışır hale gelmesine neden oldu. ABD, Soğuk Savaş'tan sonra ilk kez kendisini her boyutta tehdit edebilecek "topyekun bir rakip" (peer competitor) ile karşı karşıya buldu. Sistemin kuralları, kurucusundan çok rakibine yaramaya başlamıştı.

2. "Yapıcı Yıkım" Olarak Amerikan Revizyonizmi

Ekonomist Joseph Schumpeter'ın kapitalizm için kullandığı "yapıcı yıkım" kavramı, bugün Amerikan dış politikasının yapısal dönüşümünü açıklamak için son derece isabetli bir anahtar sunmaktadır. ABD, mevcut çok taraflı (multilateral) kurumların ve serbest ticaret normlarının artık kendi hegemonyasını korumaya yetmediğini, aksine Çin'in yükselişini maskeleyen ve meşrulaştıran bir kalkan işlevi gördüğünü fark etmiştir. Bu noktada Washington, mevcut düzeni içeriden sarsarak, onu kendi lehine "yeniden yapılandırma" (revize etme) stratejisine yönelmiştir:

Çok Taraflılıktan İki Taraflılığa ve Korumacılığa Geçiş: ABD’nin DTÖ Temyiz Organı'na yargıç atamayarak küresel ticaret hukuku sistemini felç etmesi, Trump dönemiyle başlayıp Biden ve sonraki dönemlerde de korunan gümrük duvarları ve "Amerika Birinci" (America First) vizyonu, klasik serbest ticaret statükosuna karşı açık bir revizyonist tavırdır.

Küresel Kuralları Bypass Etme: Geleneksel küresel kurumlar (BM, DTÖ) yerine AUKUS, QUAD, "Çip 4 İttifakı" (Chip 4 Alliance) gibi dışlayıcı, dar kapsamlı ve mini-lateral (minilateral) yapılar kurarak küresel yönetişimi parçalaması, Washington'ın yeni dönem revizyonizminin somut araçlarıdır.

Ekonomik Savaş ve Tedarik Zinciri Ayrışması (Decoupling/De-risking): ABD'nin Çin'e yönelik uyguladığı yüksek teknoloji ambargoları, yarı iletken kısıtlamaları ve pazar engellemeleri, aslında 1990'ların açık küresel pazar statükosunun bizzat ABD tarafından yıkılması anlamına gelmektedir.

3. Hegemonik İstikrarsızlık ve Teorik Çerçeve

Image

Bu durum, uluslararası ilişkilerde Robert Gilpin’in Hegemonik Savaş Teorisi ile açıklanabilir. Gilpin’e göre, egemen bir güç, sistemi yönetmenin maliyeti (cost of hegemony) sistemden elde ettiği faydayı aşmaya başladığında ve yükselen bir güç sistemi tehdit ettiğinde, mevcut düzeni sürdürmek yerine statükoyu kendi gücünü tahkim edecek şekilde bozmayı seçebilir.

Bugün ABD, Çin'in kendisini geçmesini engellemek için kurallara dayalı düzenin kurallarını esnetmekte, çiğnemekte veya tamamen yeniden yazmaktadır. Dolayısıyla, Çin'in sistemi dışarıdan kendi lehine dönüştürme çabasına karşılık; ABD, sistemi içeriden yıkarak/değiştirerek rakibini durdurmaya çalışmaktadır. Bu durum, ABD'yi pasif veya savunmacı bir statükocu güç olmaktan çıkarıp, "saldırgan/stratejik bir revizyonist güç" konumuna taşımaktadır.

Sonuç

ABD'nin hareketleri, geleneksel şablonların ötesine geçerek küresel siyasetteki en büyük paradoksu deşifre etmektedir: Bugün küresel düzene yönelik en büyük revizyonist hamleler, sadece statükodan memnun olmayan yükselen güçlerden (Çin, Rusya) değil; mevcut sistemin artık kendi mutlak liderliğini korumaya yetmediğini gören kurucu liderden (ABD) gelmektedir. ABD’nin sergilediği bu "yapıcı yıkım", küreselleşmenin getirdiği jeopolitik maliyetleri sıfırlama ve tek kutuplu dünyayı yeni bir formatta (hiper-bölgesel ittifaklar ve teknolojik demir perdelerle) yeniden üretme stratejisidir. Bu yönüyle 21. yüzyıl siyaseti, "statükocular ile revizyonistlerin" savaşı değil; "farklı ajandaları olan revizyonist güçlerin" küresel hegemonya mücadelesidir.

Bedri Yılmaz

Bedri Yılmaz

Bedri Yılmaz yazarının tüm fotoğraf, yazıları ve paylaşımları

İlgili İçerikler

ABD'nin Statükocu Süper Güçten, Revizyonist Güce Dönüşmesi

Eskiden statükocu süper güç olan ABD neden revizyonist güce dönüştü?

Aquila Non Capit Muscas

"Aquila non capit muscas" (Kartal sinek avlamaz) Latince deyişinin kökenini, İmparator Domitianus ve Erasmus ilişkisini ve felsefi anlamı.