Türkiye-Azerbaycan İlişkilerindeki Gerilimin Gerçek Sebebi

1. Giriş: "İki Devlet, Tek Millet" Çizgisinden Diplomatik Soğuk Savaşa

Image

Ekim 2026 itibarıyla Türkiye ile Azerbaycan arasında su yüzüne çıkan diplomatik gerilim, anlık bir tartışmanın veya münferit bir görüş ayrılığının neticesi değildir. İki ülke arasındaki ilişkiler; 2024 yılından itibaren biriken diplomatik protokol ihlalleri, temsil seviyelerinin düşürülmesi, egemenlik hakları tartışmaları ve karşılıklı sert söylemler sonucunda kademeli bir soğuma sürecine girmiştir.

"İki devlet, tek millet" şiarıyla yürütülen ilişkilerin yerini diplomatik bir soğuk savaşa bırakmasının arka planında; Bakü yönetimi ve uluslararası gözlemciler tarafından Ankara'nın müttefiklik hukukunu zedeleyen protokol hamleleri, Azerbaycan'ın egemenlik haklarına yönelik üstten bakan dış politika yaklaşımı ve Bakü'nün diplomasinin temel ilkesi olan mütekabiliyeti (karşılıklılığı) kararlılıkla devreye sokması yatmaktadır. Suriye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti örneklerinde de gözlemlenen, müttefiklerin egemenlik hassasiyetlerini göz ardı eden tutum, Kafkasya diplomasisinde de derin kırılmalara yol açmıştır.

Image

2. Diplomatik Kırılmanın Başlangıcı ve Protokol Krizleri (2024 - Mayıs 2026)

İki ülke arasındaki diplomatik çatlağın temelleri, protokol teamüllerinin göz ardı edilmesi ve temsil seviyelerinin kademeli olarak düşürülmesiyle atılmıştır.

2.1. 2024 Şuşa Zirvesi ve Temsil Seviyesi Tartışması

İki ülke ilişkilerindeki ilk büyük kırılma 2024 yılında yaşanmıştır. Türk dünyası ve Azerbaycan açısından sembolik öneme sahip olan Şuşa'da düzenlenen Türk Devletleri Zirvesi'ne Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan katılmamış, zirve yerine Hollanda-Türkiye futbol maçını stadyumda izlemeyi tercih etmiştir.

Türkiye'nin geleneksel diplomatik protokol teamüllerine göre, Cumhurbaşkanı'nın katılamadığı durumlarda zirveye TBMM Başkanı veya Cumhurbaşkanı Yardımcısı düzeyinde yüksek bir temsil gönderilmesi gerekirken, daha düşük rütbeli yetkililerle katılım sağlanmıştır. Türkiye'nin Azerbaycan'ın egemenlik haklarına ve ev sahipliğine karşı bir ilgisizliği olarak değerlendirilen bu diplomatik ihmal, Bakü yönetimi ve kamuoyunda ses çıkarılmasa da derin bir kırılma yaratmıştır.

2.2. 28 Mayıs Bağımsızlık Günü ve Protokoldeki Aşınma

28 Mayıs Azerbaycan Bağımsızlık Günü kutlamalarında yaşanan krizler diplomatik aşınmayı tırmandırmıştır:

Temsil Seviyesinin Düşürülmesi: Ankara, geçmiş yıllarda TBMM Başkanı veya Cumhurbaşkanı Yardımcısı düzeyinde katılım sağladığı Azerbaycan Bağımsızlık Günü etkinliklerine Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu'nu görevlendirerek temsil seviyesini düşürmüştür.

Bayrak Kararının Reddi: O güne kadar Türkiye tarafının benzer tüm sembolik taleplerini eksiksiz karşılayan Azerbaycan tarafı için emsal teşkil eden bir kriz yaşanmıştır. Azerbaycan Büyükelçiliği'nin, 28 Mayıs vesilesiyle Türkiye'deki simgesel yapı ve binaların Azerbaycan bayrağı renkleriyle aydınlatılması yönündeki resmi talebi Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından reddedilmiştir. Bu durum Bakü'de devlet sembollerine ve milli tarihe yönelik açık bir diplomatik nezaketsizlik olarak kaydedilmiştir.

2.3. Bakü’nün Mütekabiliyet (Ayna) Tepkisi

Diplomasinin temel ilkelerinden biri olan mütekabiliyet (karşılıklılık) çerçevesinde Bakü yönetimi Ankara'ya doğrudan ayna tepkisi vermiştir. Bakü'deki Türkiye Büyükelçiliği resepsiyonuna geleneksel olarak katılan Azerbaycan Milli Meclis Başkanı Sahibe Gafarova yerine, Dijital Kalkınma ve Ulaştırma Bakanı Reşad Nebiyev görevlendirilmiştir. Azerbaycan, Ankara'nın başlattığı temsil düzeyini düşürme adımına birebir aynı diplomatik rütbeyle yanıt vererek mütekabiliyet esasını sıkı bir şekilde uygulamıştır.

3. Askeri Söylemler ve Dini Düzenlemelerin Güvenlik Boyutu (2010 - Ekim 2026)

Savunma sanayii odaklı propaganda ve iç güvenlik endişeleri, diplomatik krizin güvenlik boyutunu şekillendirmiştir.

3.1. SİHA Propagandasına Bakü'den Yanıt: 2 Ekim 2026 YAP Kurultayı

Karabağ Savaşı sonrasında Türkiye'deki medya mecralarında ve iktidara yakın sosyal medya hesaplarında yürütülen "Türkiye ve SİHA'lar olmasaydı Azerbaycan başaramazdı" söylemi, Bakü'de ciddi bir rahatsızlık uyandırmıştır. Türkiye'nin iç kamuoyunu konsolide etmeye yönelik askeri güç propagandası ve Azerbaycan'a yönelik "üstten bakan/hami" üslubu tepki çekmiştir.

2 Ekim 2026 tarihinde Bakü'de düzenlenen Yeni Azerbaycan Partisi (YAP) Kurultayı'nda konuşan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, şu sözlerle Türkiye'deki iddialara doğrudan yanıt vermiştir:

"İhtiyacımız olduğu zaman bize hiç kimse yardım etmedi... Ne aldıysak kendi paramızla, dünya fiyatına aldık. Bütün silahların parasını son kurşununa kadar verdik."

Aliyev bu çıkışıyla, Karabağ zaferi üzerinden yürütülen hamasi propagandayı reddederek hiçbir devlete minnet borçları olmadığını ve askeri tedarikin tamamen ticari esaslarla gerçekleştiğini vurgulamıştır.

3.2. Okullardaki Kıyafet Düzenlemesi ve Güvenlik Kaygıları (Eylül 2026)

Azerbaycan okullarında başörtüsünü kısıtlayan kılık-kıyafet ve tek tip okul forması kararları 2010-2011 ve 2014 yıllarında alınmış, ancak uzun süre katı şekilde uygulanmamıştır. Eylül 2026 eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte bu kararlar aniden ve tavizsiz bir şekilde yürürlüğe konulmuştur.

Bakü yönetiminin bu kararı uygulamaya sokmasının arkasında iki temel güvenlik endişesi yer almaktadır:

Bölgede tırmanan İran gerilimi sebebiyle Tahran merkezli radikal unsurların ve uyuyan hücrelerin harekete geçme riski.

Ankara merkezli bazı dini vakıf ve yapıların Azerbaycan iç siyasetine, toplumsal yapısına ve laik devlet düzenine müdahale edebileceği yönündeki Bakü'nün derin şüpheleri.

4. Tırmanan Gerilim ve Medya Savaşları (Eylül - Ekim 2026)

Eylül 2026 sonundan itibaren karşılıklı adımlar medya ve kamuoyu üzerinden tırmandırılmıştır.

4.1. BM Genel Kurulu Netanyahu Protestosu ve Çifte Standart Kriz (25-26 Eylül 2026)

New York'ta 25-26 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun konuşması sırasında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan liderliğindeki Türkiye heyeti salonu terk etmiştir. BM üyesi 190'ı aşkın ülkeden yaklaşık 77'si salonu terk ederken, 100'den fazlası ve diğer Türki devletler salonda kalmıştır.

Buna karşın Türkiye kamuoyunun ve medyasının salonda kalan 100'den fazla ülke arasından yalnızca Azerbaycan'ı hedef alması, Bakü'de Türkiye'nin yaklaşan gerilim için "bahane arayışı" içinde olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Ayrıca Hakan Fidan'ın salonu terk etme biçimi, Bakü diplomasisinde iç siyasete dönük hamaset yapma ve diplomatik dengeleri gözetmeme olarak kaydedilmiştir.

4.2. Sosyal Medya Kampanyaları ve Siyasi Açıklamalar (Ekim 2026 Başı)

Ekim 2026 başında Türkiye merkezli dijital hesapların ve iktidar çevrelerinin başörtüsü kararları üzerinden Azerbaycan'a karşı başlattığı yıpratma kampanyaları, Bakü tarafından doğrudan bir "toplum mühendisliği" ve iç işlerine müdahale olarak görülmüştür.

Ekim 2026'nın ilk haftasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin toplantısında Azerbaycan'ın adını anmadan inanç özgürlüğü ve eğitim hakkı üzerine itidalli bir konuşma yapmıştır. Ancak isimsiz yapılan bu açıklama, kriz ortamı nedeniyle Bakü tarafından doğrudan üzerine alınmış ve kapalı kapılar arkasındaki gerilim tamamen resmi diplomatik sahneye taşınmıştır.

4.3. APA Ajansı’nın İsrail Ticareti Araştırma Dosyası (7 Ekim 2026)

7 Ekim 2026 tarihinde Azerbaycan devlet ajansı APA, üç dilde geniş bir araştırma dosyası yayımlamıştır. Dosyada, Türkiye limanlarından İsrail'e gümrük beyanları ve bayraklar değiştirilerek 456 gemi seferinin sürdürüldüğü iddia edilmiştir. Türkiye'nin İsrail politikasındaki çelişkileri hedef alan haber, yayımlandıktan birkaç saat sonra ajanstan kaldırılmış ancak diplomatik bir medya misillemesi olarak kayıtlara geçmiştir.

4.4. Gözaltılar ve YAP'tan AK Parti'ye Doğrudan Uyarı (12-14 Ekim 2026)

Azerbaycan'daki kılık-kıyafet kısıtlamalarını protesto eden 37 kişi gözaltına alınmıştır. Türkiye'den gelen siyasi tepkilerin tırmanması üzerine, 12-14 Ekim 2026 tarihlerinde Yeni Azerbaycan Partisi (YAP) resmi bir bildiri yayımlayarak AK Parti ve Türkiye hükümetine doğrudan uyarıda bulunmuştur. Bildiride, Türkiye'deki iktidar çevrelerinin "Azerbaycan'ın iç işlerine ve laik devlet yapısına müdahale etmemesi" gerektiği net bir dille vurgulanmıştır.

5. Krizin Zirve Noktası: Darbe İddiaları, İstenmeyen Kişiler ve Görevden Alma (17 - 28 Ekim 2026)

Ekim ayı ortasında kriz kopma noktasına gelmiş, Ankara tırmanan gerilimi düşürmek için yönetimsel adımlar atmak zorunda kalmıştır.

5.1. Qafqazinfo 'Darbe' İddiası ve Dışişleri'nin 35. Yıl Mesajı (17-18 Ekim 2026)

17-18 Ekim 2026 tarihlerinde Azerbaycan merkezli Qafqazinfo haber sitesinde, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, MİT ve Türk vakıflarının Bakü'de darbe ve kaos planladığı yönünde ağır sızdırmalar yayımlanmıştır. Türkiye'nin Bakü Büyükelçiliği 18 Ekim 2026'da yaptığı resmi açıklamayla iddiaları kesin bir dille yalanlamıştır.

Aynı gün, 18 Ekim 2026'da Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Azerbaycan'ın 18 Ekim 1991'de bağımsızlığını yeniden kazanmasının 35. yıl dönümü vesilesiyle sıcak bir kutlama mesajı yayımlamıştır. Mesajla diplomatik tansiyonun düşürülmesi ve resmi stratejik müttefikliğin korunması hedeflenmiştir.

5.2. Bakü'nün "İstenmeyen Kişiler" Liste Kararı

Azerbaycan yönetimi, ülkenin iç işlerini ve kılık-kıyafet düzenlemelerini hedef alan demeçler veren 31 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını "istenmeyen kişi" (persona non grata) ilan ederek ülkeye giriş yasağı koymuştur. Karara konu olan isimler ve unvanları şunlardır:

Siyasetçiler:

Fatih Erbakan – Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı

Ömer Faruk Gergerlioğlu – DEM Parti Kocaeli Milletvekili

Ahmet Çakar – Eski MHP

Uğraş – HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı

Sait Seyitoğlu – HÜDA PAR Batman Mali ve İdari İşler Sorumlusu

Ömer Ulutaş – Toprak Partisi Genel Başkanı

Muharrem Çavuş – Eski AK Parti Boğaziçi Gençlik Kolları Başkanı (2020-2025)

Aydın Binboğa – Ekonomist ve siyasetçi

Gazeteciler ve Medya Mensupları:

İsmail Kılıçarslan – Yeni Şafak yazarı ve TVNET programcısı

Yusuf Kaplan – Yeni Şafak yazarı ve gazeteci

Adem Özköse – Gazeteci, siyasi analist ve yazar

Murat Şahin – Akit TV program sunucusu

İrfan Kaya Ülger – Akit TV program sunucusu

Dağıstanlı – Akit TV program sunucusu

Mert Armağan – Gazeteci

Yaşar Yavuz – Gazeteci (Yeni Şafak, Diriliş Postası, Referans)

Muhammed Emin Yıldırım – "Köklü Değişim" dergisi ve medya grubunun İstanbul temsilcisi

Hakkı Eren – "Köklü Değişim" gazetecisi

Ahmet Barış İyison – İyison Medya ve Gazeteciabi projesinin yöneticisi

Akın Duru – TV8 ve Acunmedya çalışanı

Dursun Eker – Gazeteci, File Prodüksiyon Hizmetleri

Okan Aytaş – Gazeteci, Finansopia Medya sahibi

Teğmen – Erte Medya sahibi

Akademisyenler, İlahiyatçılar ve Yazarlar:

Mehmet Boynukalın – Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi profesörü, eski Ayasofya imamı

Halil Atakan Ay – İlahiyatçı

Mikail Ayyıldız – Dinî araştırmacı ve yazar

Ahi Aratoğlu – Araştırmacı yazar, şair ve sosyolog

Ahmet Sırrı Arvas – Şair, gazeteci ve yazar

Cüneyt Sezer – Blog yazarı, sosyolog ve siyasi analist

Sivil Toplum ve Diğer Alanlar:

Serhat Koyuncu – Kamuoyunda sivil toplum faaliyetleriyle tanınan isim

Cem Özyurt – Blog yazarı

5.3. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral'ın Görevden Alınması (12 - 28 Ekim 2026)

2016 yılından bu yana 10 yıldır Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı görevini yürüten Oktay Saral, 12 Ekim 2026 tarihinde sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştır:

"Azerbaycan'da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesi kabul edilemez. Eğitim hakkı hiçbir ideolojik dayatmaya kurban edilemez."

Yetki sınırlarını aşarak Bakü'nün iç işlerine doğrudan müdahale olarak değerlendirilen bu açıklama üzerine Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ankara'ya açık bir diplomatik rest çekerek Saral'ın derhal görevden alınmasını talep etmiştir. Aliyev, bu talebi 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara'da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi'ne katılım için ön şart haline getirmiştir.

Görevden alma kararı 24 Ekim 2026 Cumartesi günü Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri aracılığıyla Saral'a tebliğ edilmiş, 28 Ekim 2026 itibarıyla resmiyet kazanmıştır.

28 Ekim 2026 tarihi itibarıyla Saral'ın görevden alınması, Azerbaycan medyasında Bakü'nün elde ettiği diplomatik bir zafer olarak işlenmiştir:

APA Haber Ajansı:

Görevden almayı başörtüsü krizini bitiren ve Bakü'nün tavizsiz tutumunu gösteren bir diplomatik hamle olarak duyurmuştur.

Globalinfo ve TDT Zirvesi: Eski Dışişleri Bakanı Tofik Zülfikarov'un "Türk Devletleri Teşkilatı'nın Ankara zirvesi başarılı olacak!" şeklindeki değerlendirmesini öne çıkararak, Saral'ın gidişinin TDT Zirvesi öncesi bir "diplomatik temizlik" olduğunu yazmıştır.

Analist Aziz Alibeyli: Sert bir üslupla şu değerlendirmeyi yapmıştır: "Oktay Saral gibi insanlara ders olsun. Azerbaycan laik, hukuk devletidir. Okul kurallarını Bakü belirler, Trabzon Of'taki bir danışman değil."

6. Sonuç: Diplomatik Nezaket ve Mütekabiliyet Esası

Ekim 2026'da görünür hale gelen Türkiye-Azerbaycan krizi, "tek millet, iki devlet" ilkesinin tek taraflı bir imtiyaz veya egemenlik haklarını ihlal etme yetkisi sunmadığını net bir şekilde göstermiştir. Kardeşlik hukuku; taraflardan birine diğerinin devlet sembollerini reddetme, protokol kurallarını aşındırma veya egemenlik haklarına üstten bakma hakkı vermemektedir.

İki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden sürdürülebilir bir zemine oturması; Ankara'nın müttefiklik hukukuna, eşit egemenlik ilkelerine, mütekabiliyet esaslarına ve Azerbaycan'ın devlet aklına saygı duyan kurumsal bir diplomasi diline dönmesiyle mümkün olacaktır.

Bedri Yılmaz

Bedri Yılmaz

Bedri Yılmaz yazarının tüm fotoğraf, yazıları ve paylaşımları

İlgili İçerikler

Türkiye-Azerbaycan İlişkilerindeki Gerilimin Gerçek Sebebi

Azerbaycan-Türkiye İlişkilerindeki Gerilimin sorumlusu Türkiye’dir

Voice Card

Voice Card Kurgulama Rehberi ve Yapay Zeka Optimizasyonu