Türkiye’nin Özgün Motor Üretememesinin Nedenleri

Türkiye’de ağır sanayi, savunma sanayii ve otomotiv sektöründe son yıllarda atılan büyük adımlar, beraberinde çok temel ve haklı bir soruyu da gündeme getirmektedir: "Neden hala kendi özgün motorumuzu tasarlayıp üretemiyoruz?"TOGG’dan Altay tankına, KAAN milli muharip uçağından gemilerimize kadar birçok yerli platformda montaj, entegrasyon ve gövde tasarımı başarıyla gerçekleştirilse de, iş bu sistemlerin kalbi olan "motor" teknolojisine geldiğinde dışa bağımlılık ya da lisans altı üretim modelleri karşımıza çıkmaktadır. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girdiğimiz bu dönemde, endüstrinin en stratejik katmanı olan özgün motor tasarım ve üretimindeki bu tıkanıklık, Türkiye’nin tam bağımsız sanayi vizyonunun önündeki en büyük yapısal eşik olarak durmaktadır.

Peki, Türkiye 100 yılı aşkın sanayi geçmişine ve gelişmiş montaj hatlarına rağmen neden kendi ağır sanayi, askeri veya sivil motorlarını sıfırdan dizayn edip üretemiyor? Bu durumun arkasında yatan temel yapısal, ekonomik ve teknolojik nedenleri şu başlıklar altında analiz edebiliriz:

Image

1. Malzeme Bilimi ve Metalürji Eksikliği

Bir motoru dış kabuğuyla kopyalamak ya da parçalarını birleştirmek günümüz teknolojisinde zor değildir. Asıl zorluk, motorun içindeki muazzam basınca, sürtünmeye ve binlerce derecelik sıcaklığa dayanabilecek "süper alaşımları"geliştirmektedir.

Teknolojik Eşik: Özellikle jet motorlarında (KAAN için) türbin kanatçıklarının tek kristal (single-crystal) döküm teknolojisiyle üretilmesi gerekir. Bu teknoloji, dünyada sadece birkaç ülkenin tekelindedir.

Altyapı: Türkiye, metalürji ve malzeme bilimi alanında laboratuvar düzeyinde adımlar atsa da, bunu endüstriyel ölçekte, kusursuz ve ticari olarak üretebilecek devasa bir hammadde/alaşım ekosistemine henüz sahip değildir. Kalbi üretecek metali dökemediğiniz sürece, tasarımı kağıt üzerinde bırakmak zorunda kalırsınız.

2. Dev Ar-Ge Bütçeleri ve "Ölçek Ekonomisi" Riskleri

Motor geliştirmek, akıllı telefon veya yazılım geliştirmeye benzemez. Sıfırdan bir ağır sanayi veya havacılık motoru tasarlamak milyarlarca dolarlık yatırım ve en az 10-15 yıllık kesintisiz bir Ar-Ge süreci gerektirir.

Ticarileşme Sorunu: Bir motoru sadece kendi tankınız veya uçağınız için üretirseniz, motor başına düşen maliyet astronomik olur. Dünyadaki dev motor üreticileri (Rolls-Royce, GE, Cummins, MTU vb.) binlerce adet üretim yaparak maliyetleri düşürür ve küresel pazara satarlar.

Özel Sektörün Kaçınması: Türkiye’deki özel sektör sermayesi, geri dönüşü 15-20 yıl sürecek ve başarısızlık riski yüksek olan bu denli devasa ve "sabırlı" sermaye gerektiren projelere girmek yerine, riski az ve geri dönüşü hızlı alanlara yatırım yapmayı tercih etmiştir.

3. Tarihsel Süreç: "Montaj Sanayii" Alışkanlığı ve Geç Başlama

Türkiye, 1960'lardan itibaren otomotiv ve ağır sanayide "ithal ikameci" ve ardından fason üretim/montaj modelini benimsedi. Tofaş, Oyak Renault, Ford Otosan gibi devler Türkiye’yi bir otomotiv üssü yaptı ancak teknoloji transferi "üretim hattı kurma" seviyesinde kaldı; "tasarım felsefesi" transfer edilmedi.

Kritik Eşik Kaybı: Batı dünyası içten yanmalı motor mimarisini 19. yüzyılın sonundan beri, yani yaklaşık 150 yıldır her gün üzerine koyarak geliştiriyor. Türkiye ise özgün motor tasarım projelerine (TEI, TÜMOSAN, BMC Power gibi kurumlarla) ciddi manada son 15-20 yılda ağırlık vermeye başladı. Aradaki 130 yıllık "know-how" (bilgi birikimi) ve tecrübe açığı, sadece para harcayarak kısa sürede kapatılamıyor.

4. Test ve Sertifikasyon Altyapısının Olmaması

Bir motoru tasarlamak ve ilk prototipini çalıştırmak yolun sadece %30'udur. Geri kalan %70, o motorun binlerce saat boyunca farklı iklim, basınç ve zorlama altında test edilmesi ve uluslararası sertifika alması sürecidir.

Türkiye, yakın döneme kadar ürettiği prototipleri test edecek gelişmiş rüzgar tünellerine, irtika test merkezlerine veya dinamometre altyapılarına sahip değildi. Test için bile dışarıya bağımlı olunduğunda, tasarımdaki hataları görüp düzeltme döngüsü (trial and error) inanılmaz yavaşlamaktadır.

5. Nitelikli İnsan Gücü ve "Beyin Göçü"

Özgün motor tasarımı; termodinamik, akışkanlar mekaniği, yanma odası geometrisi ve triboloji (sürtünme bilimi) gibi alanlarda dünyaca ünlü uzmanlar gerektirir.

Türkiye’nin üniversiteleri teorik olarak iyi mühendisler yetiştirse de, bu mühendislerin pratik yapabileceği derinlikte bir yerli motor endüstrisi uzun süre var olmadı. Son yıllarda bu alanda yetişen en parlak beyinler ise küresel savunma ve havacılık firmalarının cazip teklifleriyle yurt dışına (beyin göçü ile) kaptırıldı. Yetişmiş insan kaynağındaki süreklilik kesintiye uğradı.

6. Siyasi İrade Eksikliği ve "Uzun Vadeli Yatırım" Paradoksu

Yukarıda sıralanan tüm teknik ve ekonomik faktörlerin ötesinde, mesele aynı zamanda derin bir siyasi vizyon ve zamanlama problemidir. Sıfırdan özgün bir motor geliştirmek, 10 ila 15 yıl arasında kesintisiz, sabırlı ve milyarlarca dolarlık finansman gerektiren bir süreçtir.

Siyasi Ömür ve Seçim Odaklılık: Siyaset kurumu, doğası gereği hızlı sonuç alabileceği, seçmene kısa vadede gösterebileceği ve bir sonraki seçimde oya dönüştürebileceği "görünür" projelere (gövde tasarımı, montaj hatları, prototip lansmanları) odaklanmayı tercih eder. Motor gibi AR-GE'si yıllar süren ve meyvesi belki de başka bir iktidar ya da nesil döneminde toplanacak uzun soluklu projelere devasa kaynaklar aktarmak, siyasiler için cazip bir yatırım olarak görülmemektedir.

Seferberlik ve İstikrar Yoksunluğu: Sonuçlarını kendi iktidar süreleri içinde göremeyecekleri bir teknolojik "yatırımın" yükünü sırtlanmak istemeyen yönetimler; kurumlar arası (üniversite, sanayi, devlet) yapılması gereken o büyük mali, bilimsel ve kültürel seferberliği başlatacak dirayeti ve sebatı gösterememektedir. Siyasi iradenin bu stratejik direnç ve sürekliliği sağlayamaması, motor projelerinin devlet politikası haline gelmesini engellemekte ve süreci dönemsel hamlelerin ötesine taşıyamamaktadır.

Sonuç ve Mevcut Durum Analizi

Bugün TOGG’un elektrikli motorunu Bosch’tan alması, Altay tankı için Güney Kore’den (Doosan/SNT) motor tedarik edilmesi veya KAAN’ın ilk uçuşlarını Amerikan General Electric (F110) motoruyla yapması bir "mühendislik ayıbı" değil, acı bir sanayi realitesidir.

Ancak bu durum "hiçbir şey yapılmıyor" demek de değildir. TEI’nin geliştirdiği yerli helikopter motorları (TS1400) ve İHA motorları (PD170), ya da BMC Power’ın zırhlı araçlar için geliştirdiği UTKU ve VURAN gibi motorlar, Türkiye’nin alt segmentlerden başlayarak yukarı doğru bu makası kapatmaya çalıştığını gösteriyor.

Yine de ağır sanayi, ticari araçlar ve 5. nesil jet motoru gibi "şahika" noktalarda tam bağımsız, özgün bir motora sahip olmak; montaj sanayinin konfor alanından tamamen çıkıp, malzeme biliminden küresel pazarlamaya kadar uzanan çok daha sabırlı, organize ve devlet politikasıyla desteklenen bir ekosistem dönüşümünü zorunlu kılmaktadır.

Bedri Yılmaz

Bedri Yılmaz

Bedri Yılmaz yazarının tüm fotoğraf, yazıları ve paylaşımları

İlgili İçerikler

Türkiye’nin Özgün Motor Üretememesinin Nedenleri

Türkiye reden kendi özgün motorunu üretemiyor?

Dünya Süt Günü Kutlu Olsun